Türkiye'nin turizm gelirlerinde kritik bir paya sahip olan kıyı bölgelerinde, özel işletmelerin plajları halkın erişimine kapatması sektörel bir tartışmayı beraberinde getirdi. TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, kısa vadeli ticari kazançlar uğruna kıyıların turnikeler ve çitlerle izole edilmesinin, Türkiye'nin uluslararası turizm imajını zedelediğini ifade etti. Bağlıkaya, ecrimisil ödemelerinin işletmelere özel mülkiyet hakkı vermediğini hatırlatarak, denetimlerin sıkılaştırılması çağrısında bulundu.
Turizm Akademisyenleri Derneği (TUADER) Başkanı Muharrem Tuna ise kıyı yönetiminin sadece ekonomik bir faaliyet olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Tuna, kamusal erişim ile turizm yatırımlarının birbirinin alternatifi değil, birbirini destekleyen unsurlar olması gerektiğini belirtti. Akademik verilere göre, turistler destinasyon tercihlerinde sadece plajın ücretsiz olmasına değil; temizlik, güvenlik ve hizmet kalitesine de büyük önem veriyor.
Sektör temsilcileri, Yunanistan'da ortaya çıkan ve halkın kıyılara erişim hakkını savunan protestoları örnek göstererek, Türkiye'de de benzer bir toplumsal tepkinin önüne geçilmesi için şeffaf bir yönetim modeline ihtiyaç duyulduğunu savunuyor. Özellikle Antalya ve Muğla gibi turizm merkezlerinde, halk plajlarının sayısının artırılması ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi, özel işletmelerin fahiş fiyat politikalarına karşı doğal bir denge unsuru olarak görülüyor.
Uzmanlar, Türkiye'nin 8 bin 300 kilometrelik sahil şeridinin doğru yönetilmesi durumunda, Akdeniz çanağındaki rakipleri olan İspanya, İtalya ve Yunanistan karşısında rekabet avantajını koruyabileceğini belirtiyor. Ancak kıyıların şahsi kullanım alanlarına dönüştürülmesi, hem yerel halkın yaşam kalitesini düşürüyor hem de turist deneyimini olumsuz etkileyerek uzun vadeli marka değerine zarar veriyor. Sonuç olarak, turizmde sürdürülebilir başarının, ziyaretçilere erişilebilir ve özgür bir destinasyon deneyimi sunmaktan geçtiği ifade ediliyor.