Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 81'inci toplantısı, küresel siyaset ve ekonomi arasındaki kopmaz bağın bir kez daha belirginleştiği bir atmosferde tamamlandı. Uzun yıllar birbirinden bağımsız alanlar olarak değerlendirilen bu iki disiplin, günümüzde birbirini doğrudan etkileyen ve şekillendiren bir yapıya büründü. Uzmanlar, uluslararası siyasetteki çözümsüzlüklerin küresel ekonomiyi, ekonomik istikrarsızlıkların ise siyasi kırılganlıkları beslediği bir kısır döngüye dikkat çekiyor.
Adaletsizliğin derinleşen izleri
Dünya genelindeki gelir adaletsizliği, tarihsel verilerle de gözler önüne seriliyor. 1820'li yıllarda en zengin ve en fakir bölgeler arasındaki gelir farkı 2.8 kat seviyesindeyken, günümüzde bu uçurum 16 kata kadar yükselmiş durumda. Kuzey Amerika ve Okyanusya'daki yüksek gelir seviyeleri ile Sahra Altı Afrika'daki ekonomik tablo arasındaki fark, küresel refahın paylaşımındaki adaletsizliği kanıtlıyor. Özellikle Gazze gibi çatışma bölgelerinde kişi başına düşen yıllık reel milli gelirin 212 dolara kadar gerilemesi, insani krizin ekonomik boyutunu da ağırlaştırıyor.
'Dünya beşten büyüktür' vurgusu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2013 yılında ilk kez dile getirdiği "Dünya beşten büyüktür" yaklaşımı, küresel sistemin kilitlendiği bir dönemde daha fazla önem kazanıyor. Mevcut uluslararası kurumların, savaşlar ve ekonomik krizler karşısında etkili çözümler üretememesi, sistemin yeniden yapılandırılması gerekliliğini ortaya koyuyor. Uppsala Çatışma Verileri Programı'nın verileri, Soğuk Savaş sonrasında yaşanan şiddet olaylarında hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunun Afrika ve Orta Doğu'da yoğunlaştığını gösteriyor.
Uzmanlar, mevcut düzenin kendiliğinden değişmeyeceğini belirterek, Türkiye gibi yükselen güçlerin ekonomik bağımsızlıklarını artırmalarının ve teknolojik alanda daha güçlü bir konuma gelmelerinin küresel sistemi değişime zorlayacak en önemli unsurlar olduğunu ifade ediyor. Küresel tedarik zincirlerinde daha stratejik roller üstlenmek, ülkelerin dışa bağımlılığını azaltırken, uluslararası arenada daha etkin bir söz hakkı elde etmelerine olanak tanıyor.