Yaz aylarının gelmesiyle birlikte deniz ve havuz aktiviteleri artarken, Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Hakan Akçin, halk arasında yüzücü kulağı olarak bilinen dış kulak yolu enfeksiyonlarına karşı önemli uyarılarda bulundu. Uzun süre nemli kalan kulak kanalının bakteri ve mantarlar için uygun bir üreme ortamı oluşturduğunu belirten Akçin, bu durumun kulak sağlığını ciddi şekilde tehdit edebileceğini vurguladı.
Enfeksiyonun Belirtileri ve Risk Grupları
Dış kulak yolu enfeksiyonu genellikle kulağa dokunulduğunda artan ağrı, kaşıntı, dolgunluk hissi, işitmede azalma ve kötü kokulu akıntı gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Op. Dr. Akçin, özellikle diyabet hastaları, bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler ve küçük çocukların bu enfeksiyonlara karşı daha savunmasız olduğunu ifade etti. Çocuklarda kulağı çekiştirme, huzursuzluk ve ateş gibi belirtilerin aileler tarafından yakından takip edilmesi gerektiği belirtiliyor.
Hijyen ve Doğru Müdahale
Deniz ve havuz suyunun hijyenik olması enfeksiyon riskini doğrudan etkiliyor. Yeterince temizlenmeyen havuzlar bakteri ve mantar kaynaklı hastalıklar için daha büyük risk taşırken, deniz suyu doğal yapısı gereği bazı mikroorganizmaların çoğalmasını baskılayabiliyor. Ancak her iki durumda da suyun hijyenik olması temel belirleyici faktör olarak öne çıkıyor.
Kulak Temizliğinde Yapılan Yanlışlar
Yüzme sonrasında kulaktaki suyun dışarı atılması için başın yana eğilmesi ve kulak kepçesinin hafifçe çekilmesi yeterli görülüyor. Uzmanlar, kulak çubuğu, saç tokası veya peçete gibi cisimlerin temizlik amacıyla kullanılmaması konusunda kesin uyarılarda bulunuyor. Bu tür cisimlerin kulak kanalını tahriş ettiğini ve kiri daha derine iterek enfeksiyon riskini artırdığını belirten Op. Dr. Akçin, kulakların yalnızca dış kısmının temiz bir havluyla kurulanması gerektiğini hatırlatıyor.
Kulak zarı delik olan veya daha önce kulak ameliyatı geçiren kişilerin ise yüzme öncesinde mutlaka bir uzmana danışması ve gerekirse su geçirmez kulak tıkacı kullanması öneriliyor. Yakınmaların 48 saat içinde geçmemesi veya ateş, şiddetli ağrı ve işitme kaybı gibi durumların gelişmesi halinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması hayati önem taşıyor.