İngiltere siyasetinin deneyimli isimlerinden biri olan ve eski İşçi Partisi liderliği görevini de üstlenmiş olan Ed Miliband, Başbakan Andy Burnham tarafından kurulan yeni kabinede Dışişleri Bakanı olarak atandı. 2005 yılından beri Doncaster North milletvekili olarak parlamentoda bulunan Miliband, kariyeri boyunca ekonomi ve enerji politikaları gibi kritik alanlarda sorumluluk üstlendi.
Siyasi Geçmiş ve Yeni Görev
Miliband, Dışişleri Bakanlığı görevini Yvette Cooper'dan devraldı. Göreve atanmasının ardından yaptığı açıklamada, bu pozisyonu üstlenmenin hayatının en büyük onuru olduğunu belirten Miliband, ailesinin geçmişine atıfta bulunarak demokrasi ve özgürlük değerlerini koruma konusundaki kararlılığını vurguladı. Miliband, anne ve babasının Nazilerden kaçan Yahudi mülteciler olduğunu hatırlatarak, Britanya'nın sunduğu sığınma imkanının kendi siyasi kimliğinin temelini oluşturduğunu ifade etti.
Siyasi kariyerinde daha önce Enerji Bakanlığı görevini de yürüten Miliband, özellikle "net sıfır" politikalarına verdiği destekle tanınıyor. Bu tutumu bazı sendikalar tarafından eleştirilse de, yenilenebilir enerji ve ekonomik büyüme odaklı projeleriyle dikkat çekmeye devam etti. Miliband'ın bu yeni görevi, aile içinde de bir geleneği sürdürmesi açısından önem taşıyor; zira ağabeyi David Miliband da 2007-2010 yılları arasında aynı bakanlık koltuğunda oturmuştu.
Kariyerindeki Dönüm Noktaları
2010-2015 yılları arasında İşçi Partisi lideri olarak görev yapan Miliband, partisini Irak Savaşı sonrası dönemde yeniden şekillendirmeye çalışmıştı. Liderlik döneminde vergi adaleti ve eşitsizlik gibi konulara odaklanan Miliband, 2015 seçimlerindeki yenilginin ardından görevinden ayrılmıştı. Ancak Sir Keir Starmer döneminde siyasete geri dönerek Gölge Bakanlık görevlerinde bulundu ve partinin 2024 seçimlerindeki başarısında rol oynadı.
Miliband, geçmişte yaşadığı siyasi zorluklara ve kamuoyundaki imajına dair eleştirilere rağmen, bugün hükümetin dış politika stratejilerini belirleyen en önemli isimlerden biri haline geldi. Yeni dönemde, küresel ölçekte tehdit altında olduğunu belirttiği hukukun üstünlüğü ve demokrasi değerlerini savunmak için çalışacağını dile getirdi.