İngiltere, son on yılda yaşanan hızlı başbakan değişimleriyle siyasi tarihinde alışılmadık bir dönemden geçiyor. Keir Starmer'ın ayrılığıyla birlikte, son on yıl içerisinde görevini bırakan veya seçmen tarafından uzaklaştırılan başbakan sayısı altıya ulaştı. 18. yüzyıldan bu yana ortalama beş yıl olan başbakanlık görev süresi, son dönemde 18 aya kadar geriledi.
Bu hızlı değişimin arkasında yatan nedenler her lider için farklılık gösterse de, genel tablo ülkedeki yapısal sorunlara işaret ediyor. David Cameron'ın Brexit referandumu sonrası istifasıyla başlayan süreç, Boris Johnson'ın güven kaybı, Liz Truss'ın ekonomik planlarına gelen piyasa tepkisi ve Rishi Sunak'ın seçmen nezdindeki karşılığını yitirmesiyle devam etti. Son olarak Keir Starmer, kendi partisi içindeki milletvekillerinin desteğini kaybederek görevinden ayrıldı.
Siyasi analistler, bu bireysel düşüşlerin ötesinde seçmenlerin temel üç sorunda birleştiğini belirtiyor. Birincisi, 2008 mali krizinden bu yana süregelen ve Napolyon Savaşları döneminden beri görülmemiş düzeyde kötüleşen yaşam standartlarıdır. İkinci olarak, ulaşım ve sağlık gibi temel kamu hizmetlerinin yetersizliği, halkın devlete olan güvenini zedeliyor. Üçüncü etken ise toplumun %80'inden fazlasının hissettiği derin kutuplaşma ve göç gibi konuların yarattığı sosyal uyum tartışmalarıdır.
Seçmenler, politikacıların bu temel sorunları anlamadığını ve çözüm üretemediğini düşünüyor. Sosyal medyanın da etkisiyle politikacılara karşı artan açık düşmanlık, İngiliz siyasetini daha acımasız bir zemine taşıyor. Uzmanlar, parçalanmış bir nüfus ve ekonomik karamsarlık bulutu altında, yedinci başbakanın görev süresinin de zorlu geçeceğine dair şüphelerini koruyor.