Geçtiğimiz günlerde yeni bir gelişmeyle karşılaştık. Karacaoğlan, Sünbülzâde Vehbi, Hâfız-ı Maraşî gibi isimlerin kök saldığı Kahramanmaraş, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na 'Edebiyat Şehri' olarak kabul edildi. Necip Fazıl Kısakürek, Nuri Pakdil, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Mevlâna İdris Zengin gibi Türk edebiyatının pusulası olmuş kelam şehrini andığımızda aklımıza ilk gelen kalemlerden biri de şüphesiz Cahit Zarifoğlu... Bugün UNESCO'nun aldığı bu kararın yolculuğu Atatürk Kültür Merkezi'nde konuşulurken, 7 Haziran 1987'de dünya seferini tamamlayan, gönlümüzün ve hanemizin zarif abisinin şiirlerini, iki mesele vesilesiyle de anacağız.
YAŞAYARAK ŞİİRE DOYAN ŞAİR Evet zarif abidir o... Kızdığında da kırıldığında da kendi kendisiyle konuşur ve nezaket onun için, aynalarda provasını yaptığı bir eylem değil, başlı başına bir varoluştur. İçe kapanık ve dalgın oluşu, bir yaradılış meselesidir. Simsiyah çizgiler, onu tanıdıkça şeffaflaşır, sadeleşir ve biz Zarifoğlu'nu en iyi şiirlerinden biliriz. Kimi zaman anladığımız ya da anladığımızı sandığımız, kimi zaman anlamadığımız şiirlerinden... Anlamamak da hayata dair değil mi hem? "Günümüzde herkesin anladığı, herkesin aradığını bulduğu bir Yunus Emre olmak isterdim'' diyor Zarifoğlu, ancak anlamadığında küsüp gitmek onu sevenlerin mayasında yok; çünkü bir ömürlük verdiği tavsiyeyi kulağımızda küpe diye taşırız biz, ''Bir kalbiniz vardır, onu tanıyınız...'' Ne kadar sade, ne denli yalın ve dupduru bir tavsiye... Günlük yaşantısının içinde bol bol şiir nimetlerinin olduğu, yaşayarak şiire doyan şairin, tıpkı Yaşamak kitabındaki o görünürde basit, manada kuvvetli misali gibi... "Bu hayretin elinden nereye gideceğimi bilemiyorum. Ve o zaman bir kere daha ve daha iyi anlıyorum: Kendisine bize bir keramet göster denen velinin, 'peki göstereyim' deyip ayağa kalkmasını ve 'işte, yürüyorum' demesini..." Cahit Zarifoğlu'nun şiirle tanışmasını, bir bakıma okuma yazmanın öğrenildiği zamanlar olarak gördüğü, Kahramanmaraş'taki lise yıllarından biliyoruz; ancak o, 'herkesin o zamanlar başladığını iddia etmesi' üzerine 'lise' lafına sinir olduğunu söylüyor, daha küçük yaşlarda başladığını söylese, kendisini harika çocuk ilan ettiğinin sanılmasından da çekiniyordu.
'İYİLİĞİN' SAF, EL DEĞMEMİŞ HAZZI Zarifoğlu, çocuk edebiyatı dediğimizde aklımıza gelen ilk isimlerden olan Mustafa Ruhi Şirin ile bir sohbetinde şiire nasıl başladığını şöyle anlatıyor: "Çocuklar ellerine geçen her şeyi, bozulacağını, kırılacağını, patlayacağını hesaba katmadan kurcalamaya başlarlar. Öyle başladı. / ... ve çocuk son parçayı da sökünceye kadar uğraşır..." Tam da zarifliğine yakışır bir başlangıç: Çocuklar gibi... Yazdığı 'yetişkin' eserlerin yanında Katıraslan, Motorlu Kuş, Kuşların Dili gibi çocuklara yönelik edebî ürünler de vardır. Çocuklar için yazmak acılarını azaltıyordur zarif adamın ve çok ciddi bir iştir bu. Çocuklar için yazmakta çocukça katışıksız bir mutluluk, bir sorumluluğa evet demenin kahramanlığı vardır. Tıpkı Serçekuş hikâyesinde, gölde avlanmaya çalışan bir avcıyı, saplandığı yerden kurtaran serçeye verdiği sorumluluk gibi... 'Riskli' de olsa 'iyiliğin' saf, el değmemiş hazzı... "Tam şimdi ipe koşan / Beni elleriyle alkışlayan / Ağrıyan bir gün geliyor'' dediği Sevmek de Yorulur şiirini içine kattığı İşaret Çocukları adlı ilk kitabıyla başladı şiir serüveni Cahit Zarifoğlu'nun... "Halk aşksızsa sokaklar / Banka dükkânlarıyla doludur'' diye mısralaştığı sayıca az, mesafece uzun tuttuğu şiirlerine Yedi Güzel Adam ile devam etti, ardından Menziller geldi, şöyle konuştu kalbi Aşka Dair'de: "Her şeye benzeyebilirken o / Hiçbir şey benzemezken ona..." Korku ve Yakarış ise son şiir kitabıydı, içinde gürül gürül akan bir dünya ile şöyle diyordu: "Yaşamak bir sokak lambası gibi / Bir gece evden atılmış çocuk gibi sanki..." Yakalandığı pankreas kanseriyle mücadelesini sürdürürken yaşamını yitiren zarif abinin son şiir kitabıydı bu belki ama son şiiri değildi. Hasta yatağında yol arkadaşlarından Erdem Beyazıt'a şöyle seslenmişti çünkü: Kırlarda çiçekler bensiz açacak...
Yakın dostunun kaleminden 1 Temmuz 1940'ta Ankara'da doğan Cahit Zarifoğlu'nun 7 Haziran 1987'deki zamansız vefatı, edebiyat dünyasını derinden sarsmıştı. Ardında bıraktığı şiirler, yazılar ve eserleri kadar, onun hayatını ve edebiyatını konu alan pek çok kitap da kaleme alındı. Bunlardan biri de Zarifoğlu'yla hem mesai arkadaşlığı hem de gönül dostluğu yapmış olan Mustafa Ruhi Şirin'in, Muhit Kitap etiketiyle yayımlanan Güneşe Yol Yapan Çocuk adlı eseri... Şirin, bu kitapta kırk yıl öncesine uzanan günlüklerinin yanı sıra, yakın dostu Zarifoğlu'nun çocuk kitaplarını değerlendirdiği yazılarını ve birlikte gerçekleştirdikleri söyleşileri bir araya getiriyor. Böylece okura, şairin edebiyatına ve kişiliğine yakından tanıklık etme imkânı sunuyor.