İzinsiz olarak sınıfa girip öğretmene hakaret eden, okul müdürüne tehditler savuran, çocuğuna başrol verilmediği için öğretmeni başka okula sürdürmeye çalışan... İnanmak istemesek de tüm bunlar veli davranışları... Bu davranışların altında ise 'Benim çocuğum asla yapmaz', 'Benim çocuğum çok zeki, sistem ona yetişemiyor', 'Arkadaşları onu kıskanıyor, öğretmeni yetersiz' gibi hastalıklı düşünceler var
Psikologlar; bu davranışların temelinde, velinin çocuğunu bir kartvizit olarak görmesi, yapılan her türlü eleştiriyi kendi anne-babalığına yapılmış olarak algılaması, narsist olduğu için hatayı hep dış etkenlerde aramasının yattığını söylüyor ve ekliyorlar, "Bu ebeveynlerin yetiştirdiği çocuklar toplum için tehlike haline geliyor"
Kahramanmaraş'ta yaşanan ve bir öğrencinin silahlarla okuduğu okulu basıp arkadaşları ve öğretmenini öldürmesi hepimizi derinden üzdü ve etkiledi. Ancak aile ve toplum olarak da kendimizi sorgulamamız gereken noktalar olduğunu gözler önüne serdi. Pek çok tartışma konusu var tabii ki, ama biz bugün veli zorbalığı üzerinde duracağız. Olayı incelediğimizde, saldırgan çocuğun görünen pek çok sorunu olmasına rağmen anne-babasının "Benim çocuğum çok zeki bu yüzden yapıyor" inancının arkasına sığındığını görüyoruz. Okul müdürüne ve öğretmenlere baskılar yapılmış. Okulun çocukta gördüğü ve kendince almaya çalıştıkları önlemleri nüfuzlarını kullanarak önlemeye çalışmışlar.
Durum böyle olunca özellikle sosyal medyada da pek çok öğretmen ve okul yöneticileri, velilerin kendilerine yaptığı zorbalıkları anlatmaya başladı. İçlerinde, "Bir öğrencinin arkadaşının tabletini şiddetle gasp ettiğini ve bunu veliye söylediklerini, velinin ise "Siz benim çocuğuma hırsız mı diyorsunuz, eksik olan sizin eğitiminizdir" diyerek üzerine yürüdüğünü anlatanlar da var, Zorbalık yapan öğrencinin velisinin "Benim çocuğum çok zeki, bu yüzden arkadaşları onun potansiyeline ulaşamıyor" diyerek çocuğunun tüm yanlış davranışlarının üzerini örtmeye çalışan da! Biz de bu hafta okullarda velilerin okul yönetimi ve öğretmenlere uyguladığı zorbalıklar ve anne-babaların çocuklarının yanlış davranışlarını, aşırı korumacı refleksle nasıl öğretmeye çalıştığının üzerinde durduk. CİMER ve çeşitli platformlar aracılığıyla kamuoyuna yansıyan şikayetler ve psikologlardan aldığımız vaka örnekleri konunun derinliğini, yaygınlığını ve gerçekten çözmemiz gereken bir problem olduğunu gözler önüne serdi. Uzmanların tespitine göre, "Yeni veli profili hem çocuk hem de toplum için sakıncalı bir duruma dönüştü. Veliler çocukları bir kartvizit olarak görmeye başladı. Çocuklarına dair yapılan her türlü eleştiriyi kendi anne-babalıklarına yapılmış olarak görüp hemen savunmaya geçiyorlar. En mükemmel çocuğun kendilerinde olduğuna inançları sonsuz. Çocuklarının yanlış davranışları "Çok zeki, sistem ona dar geliyor, arkadaşları kıskanıyordur..." gibi kılıflarla örtmeye çalışıyorlar. Üstelik çoğu anne-baba bunu yaptığının farkında da değil. Bu tutumla büyüttükleri çocuklar toplum için bir tehlikeye haline geliyor."
OTORİTE KAYBOLDU EBEVEYNLİK YOK OLDU "Eti senin kemiği benim" anlayışı, çocuğun otoriteye teslim edildiği; sınırların, duyguların ve bireyselliğin çok önemsenmediği bir dönemin ebeveynlik modeliydi. Bu yaklaşımda çocuk çoğu zaman "itaat eden" bir birey olarak görülürdü. Bugünkü ebeveynlik ise bunun tam tersine kaydı. Yani bir uçtan diğer uca gittik. Çocuğun duygularını önemseyen, onu dinleyen, travmatize etmemeye çalışan, sınır koyarken suçluluk hisseden bir anlayış yaygınlaştı. Ancak burada başka bir risk ortaya çıktı: sınırların kaybolması. Bir tarafta aşırı sınır varken diğer tarafta sınırlar belirsizleşti. Eski modelin problemi şuydu. Çocuk korkuyla büyüyordu. Duygular bastırılıyordu. Otorite sorgulanamaz hale geliyordu. "Söz dinleyen çocuk" uğruna bireysellik zarar görebiliyordu. Yeni modelin problemi ise bazen şu olabiliyor. Çocuğa fazla açıklama yapıp ebeveyn rolünü kaybetmek. Üzülmesin diye biz çok çektik onlar rahat olsun diye sınır koyamamak. Çocuğu merkeze koyarken aile düzenini bozmak. Ebeveynin rehber değil, arkadaş rolüne kayması. Sağlıklı orta yol aslında "otoriter" değil ama "otoritesi olan" ebeveynliktir. Bu ne demek? Çocuğun duygusunu anlamak ama davranış sınırını korumak. "Seni anlıyorum" diyebilmek ama gerektiğinde "hayır" diyebilmek. Ceza yerine sonuç öğretmek. Korkutarak değil, güven vererek disiplin sağlamak. Çocuğun birey olmasına izin verirken ebeveyn liderliğini kaybetmemek.
TOZ KONDURAMIYOR Çocuğa toz konduramayan ebeveynlik, çoğu zaman sevginin değil, inkârın ve kaygının bir sonucu oluyor. Birçok veli çocuğunun zorlayıcı davranışlarını, öfke problemlerini, empati eksikliğini, sınır ihlallerini ya da sosyal uyum sorunlarını kabul etmekte zorlanıyor. Çünkü bunu kabul etmek, bilinçdışı düzeyde "Ben nerede hata yaptım?" sorusuyla yüzleşmek anlamına gelebiliyor. Öğretmen ya da rehberlik servisi bir problem işaret ettiğinde bazı ebeveynler bunu bir yardım çağrısı" gibi değil, çocuğa yöneltilmiş bir suçlama gibi algılıyor. Özellikle okul ortamında ailelerde şunları görüyoruz. Öğretmenin gözlemini reddetmek. Çocuğun anlattığını tek gerçek kabul etmek. Disiplin sorununu 'öğretmen taktı' diye açıklamak. Sorumluluğu dışarıya yüklemek. Çocuğun davranışının sonuçlarını önemsizleştirmek. Bu noktada riskli olan şey şu, Çocuk davranışının sonuçlarıyla yüzleşmeyi öğrenemiyor. Bir çocuk hata yaptığında bunu konuşmak yerine sürekli savunuluyorsa, zamanla şu düşünce gelişebilir. Ben yanlış yapmıyorum, insanlar beni anlamıyor. Sağlıklı kişilik gelişiminde çocuk şunları öğrenmelidir. Davranışlarının başkaları üzerinde etkisi vardır. Hata yapmak mümkündür. Yanlış davranış düzeltilebilir. Sınırlar vardır. Eleştiri her zaman saldırı değildir. Ebeveyn çocuğun kusurlarını tamamen reddettiğinde, çocuk öz farkındalık geliştirmekte zorlanıyor.