Her zaman oturduğu yerde kemanıyla Büşra (Kırkıcı) yok... Cansu'yu (Çilingir) koroda göremiyorum... Abdo (Abdurrahman Düzgün) davulun başında değil, yerine kardeşi oturmuş... Ali Yılmaz da kontrbasta yok! Yok! Yok! Yok! Bunlar müzisyen arkadaşlarını yitirenlere ait serzenişler... Onlar 2019 senesinde kurulan Hatay Akademi Senfoni Orkestrası'nın üyeleri, 6 Şubat'ta hayatlarını kaybettiler. Ama orası Antakya, tarihinde yedi kere yıkılmış, yedi kere ayağa kalkmış bir şehir. Elbette sekizinci kez ayağa kalkarken sanat da burada büyük rol oynuyor. Yaşadıkları büyük yıkıma rağmen orkestra sayesinde bir arada ve birlik olmayı başaran Hatay Akademi Senfoni Orkestrası şimdi yeni bir hikaye yazıyor. Hatay'ın ilk senfoni orkestrası olarak 2019 yılında yola çıkan Hatay Akademi Senfoni Orkestrası (HSO), müzikal yolculuğunu anlamlı bir projeyle taçlandırıyor. Küllerinden yeniden doğan orkestra, Ortadoğu'nun efsanevi sesi Fairuz'un eserlerini senfonik yorumla sahneye taşımaya hazırlanıyor. Beyrut'un Yankısı: Bir Fairuz Senfonisi adlı bu tarihi proje, Türkiye'de bir ilk olma özelliği taşıyor. Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) Ada Ankara gibi prestijli bir sanat merkezinde dinleyiciyle buluşuyor. Orkestranın kurucusu ve şefi Ali Uğur ile çocukluğunu, orkestranın deprem sonrası ayağa kalkış hikayesini ve bu kıymetli projeyi konuştuk.
- Sizi tanımak isteriz. Müzik sevdanız nasıl başladı? - 1986 yılında Antakya'nın o dönem küçük bir kasaba olan Serinyol'da doğdum. Çocukluğum sokakta, mahalle kültürü içinde geçti. Müzikle ilişkim çok küçük yaşlarda, tenekelerle, tahta parçalarıyla kendi kendimize mahallede kurduğumuz hayali orkestralarla başladı. Gerçek bir orkestrayı hiç görmemiştik ama hayal gücümüz genişti. Yoklukların ve fırsat eşitsizliğinin yoğun olduğu bir ortamda, Anadolu halk müziği, Arapça ve Ermenice ezgilerle iç içe büyüdüm. Bulunduğumuz coğrafyanın çok kültürlü yapısı müzikal duygumu besledi. Liseye kadar doğru düzgün bir müzik dersi bile görmemiştim. Bir gün edebiyat öğretmenim yeteneğimi fark edip beni yönlendirdi. Bir arkadaşımla gittiğim bağlama kursunda ilk kez canlı bir enstrüman sesi duydum ve büyülendim. Kendi imkânlarımla müzik teorisi çalışarak Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Müzik Eğitimi Anabilim Dalı'nı kazandım ve bölüm birincisi olarak mezun oldum. Bugün çocuklar için kurduğumuz orkestranın temelinde aslında kendi çocukluğum yatıyor. Bir çocuğun bir enstrümanla karşılaşmasının hayatını değiştirebileceğini çok iyi biliyorum. Şu an Hatay Bedii Sabuncu Güzel Sanatlar Lisesi'nde müzik öğretmenliği ve Hatay Akademi Senfoni Orkestrası'nın şefliğini yapıyorum.
- Hatay Akademi Senfoni Orkestrası'nın hikayesi nedir? Sanırım depremden önce ve sonra diye ikiye ayırıyorsunuz? - Orkestramızı 2019 yılında kurduk; Hatay tarihinde kurulan ilk senfoni orkestrasıdır. Müzik öğretmenleri, konservatuvar mezunları ve öğrencilerden oluşuyordu. Ardından dernekleşerek yetişkinlerden oluşan Hatay Çok Sesli Korosu'nu ve çocuklara yönelik Çocuk ve Gençlik Orkestra Korosu'nu hayata geçirdik. Amacımız yaşadığımız coğrafyada çekirdekten başlayan kültürel bir dönüşüm yaratmaktı. Çocuklarla birlikte ilk senfoni konserimizi 2022 Noel'inde verdik. Sonrasında ise Şubat 2023 depremini yaşadık.
- Kayıplarınıız oldu... - Evet, 6 Şubat depreminde orkestramızdan dört sanatçımızı kaybettik. Prova salonumuz yıkıldı, enstrümanlarımız enkaz altında kaldı. Kaybettiğimiz arkadaşlarımız çocukluktan beri birlikte büyüdüğümüz, bu orkestrayı büyük ideallerle birlikte kurduğumuz insanlardı. Depremden sonra dönüşüm yaratma misyonumuz, yerini yeniden ayağa kalkma misyonuna bıraktı. Antakya tarihinde 7 kere yıkılmış ve 7 kere ayağa kalkmış bir şehir. Sekizinci yıkım bize denk geldi. Bizler biliyoruz ki yıkımlardan ve kaos durumlarından çıkış yolu her zaman bilim ve sanatla olmuştur. Depremden sonra tüm dünyaya dayanışma çağrısında bulunduk. Orkestramızdan her ses yeniden yükseldiğinde, kaybettiğimiz arkadaşlarımızın bizimle yaşamaya devam edeceğini biliyorduk. Türkiye'de ve Avrupa'da dayanışma konserleri verdik. Hatay'da 9 adet konteyner kent konseri ve mahalle konserleri gerçekleştirdik. Hatay Akademi Çocuk ve Gençlik Orkestrası ve Korosu'nu yeniden kurduk. Şu an 7-13 yaş arası 60 çocuk ve müzik bölümlerinde okuyan 50 genç, bu kaotik atmosferden uzaklaşarak ortak bir hayal etrafında bir araya geliyor. Nietzsche'nin dediği gibi, "Gerçeklikten ölmemek için sanatımız var." Sanat önce bize, sonra çevremize iyi geliyor ve şehirde alternatif bir "iyi olma hâli" yaratıyor.
- Fairuz'u ilk ne zaman dinlediniz? Kendisinin sizin üzerinizde etkisi nedir? - Fairuz'u çok küçük yaşlarda dinledim. Babam 30 küsur yıl Arabistan'da çalıştı, iki yılda bir Türkiye'ye gelirdi. Geldiğinde yanında getirdiği kasetler arasında mutlaka Fairuz olurdu. O ses, bende babama olan özlemle birleşti. Büyüdükçe bu sesin Hatay'ın, Lübnan'ın, Suriye'nin ve tüm Ortadoğu'nun ortak değeri olduğunu fark ettim. O benim için sadece bir sanatçı değil; toprağa bağlılığımı ve memleket sevdamı şekillendiren bir figürdür. Hem halk müziği hem Batı müziği eğitimi almış biri olarak Feyruz dinlemek, benim orkestrasyon anlayışımı ve icra biçimimi zenginleştirdi. Fairuz, bu coğrafyada birçok insan için "memleket" ve "Antakya" demektir.
- Beyrut'un Yankısı: Bir Fairuz Senfonisi projesi nasıl doğdu? - Konserlerimizde zaten Mozart'ın yanında Neşet Ertaş'a ve Feyruz'u içeren çok kültürlü bir repertuvara yer veriyorduk. Böyle büyük bir sanatçının eserlerini tamamen senfonik formda seslendirmek nicedir hayalimizdi. Bu proje, birlikte çalıştığımız Heim Organizasyon'un önerisiyle somutlaştı. Bu teklif bizi inanılmaz heyecanlandırdı. Fairuz, Türkiye'de 7'den 70'e çok sevilen bir sanatçı. Bu konser Türkiye'de bir ilk olacak; Fairuz şarkıları ülkemizde ilk defa bir senfoni orkestrasıyla seslendirilecek. Özellikle genç kuşağın bu müziğe ilgi duyduğunu görmek, kültürel hafızanın kuşaklar arasında nasıl bir köprü kurduğunu gösteriyor.