Dikkat eksikliği ve konsantrasyon gibi günümüz çocuklarının en büyük sorunu, İstanbul Beykoz'daki Tokatköy Ortaokulu'nda müzikle çözülüyor Afyon'un küçük bir ilçesinde radyodan duyduğu şarkılarla müziğe tutunan Kamuran Sönmez, bugün bir müzik öğretmeni olarak onlarca öğrenciyi aynı orkestrada buluşturuyor Dar imkanlara rağmen altı farklı enstrüman çalan 90 kişilik ekip; sabrı, disiplini ve en önemlisi birlikte üretmenin heyecanını öğreniyor

Günümüzde psikolog hep aynı uyarıyı yapıyor: Sürekli şikayet eden insanları, hayatınızdan çıkarın... Evet sizinle sohbet ederken adeta çöp kamyonunu sizin bahçenize döküp hayatlarına mutlu mesut devam etmiyorlar mı? Yükleri size kalıyor. Oysa hayatta kısıtlı imkanlara rağmen mucizelere imza atanlar öğretmenler de var. Hem de öyle milyonlar ödenen, süslü sınıflarda değil. İstanbul'un Beykoz ilçesindeki Tokatköy Ortaokulu'ndaki müzik öğretmeni Kamuran Sönmez, çocukken ilham aldığı öğretmeninden devraldığı meşaleyi bugüne taşımış. Kurduğu 90 kişilik orkestrada öğrenciler gitar, keman, darbuka, def, flüt ve ukulele çalmayı öğreniyor. Yetmiyor konserler de veriyorlar. Kader, konuşanlara değil üretenlere yardım ediyor. - Sizi tanıyabilir miyiz? Nerede doğup büyüdünüz? Müzik tutkunuz nasıl başladı? - 1986 yılında Afyon'un küçük bir ilçesi olan Sultandağı'nda doğdum ve büyüdüm. Müziğe tutkum küçüklüğümden beri vardı. Elime mikrofon alıp hep şarkı söylerdim. Etrafımda müzikle uğraşan kimse yoktu ama büyükbabam radyo çok dinlerdi. Ben de onunla radyodaki şarkıları dinler, hep eşlik ederdim. Okulda da müzikle ilgili olan bütün etkinliklere mutlaka katılmak ister ve yer alırdım.

- İlk hangi enstrümanı çaldınız, şu an hangilerini çalıyorsunuz? - Okulda müzik öğretmenimin kurs açmasıyla bağlama çalmaya başladım. Daha sonra Atatürk Üniversitesi, müzik öğretmenliğini kazandım. Orada da piyano, keman eğitimi aldım. Daha sonra öğrencilerime öğretmek için de gitar ve ukulele eğitimi de aldım. - Müzik öğretmeni olmaya nasıl karar verdiniz? - Hayatımın en can alıcı ve dönüm noktası olan soru bu sanırım. Ortaokulda müzik öğretmenimin bir gün derste "Kamuran! Senin müziğe yeteneğin var. Büyüyünce müzik öğretmeni olmayı düşünmez misin?" demesiyle ortaokul yıllarımda müzik öğretmenliğine ilgi duymaya başladım. Daha sonra öğretmenimin tayini çıktı ama ben o cümleyi hiç unutmadım ve müzik sınavlarına gayretle hazırlanarak istediğim bölümü kazandım. Şu anda da hayalimin mesleğini severek yapıyorum.

- Okulda orkestra kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Velilerin tepkisi nasıl oldu? - Meslekte 18. yılım, çalıştığım her okulda hep orkestra ve korolar kurdum. Ortaokuldaki bağlama kursu hayatımı nasıl olumlu etkilediyse, gözünde müzik ışığı gördüğüm öğrencilerime orkestra ya da koromda yer verdim. Tokatköy Ortaokulu'ndaki son oluşumda ise gerçekten çok büyük sayıda öğrenciye ulaştım ve 90 kişilik bir ekiple çalıştım. Burada müzik atölyemin olması da beni çok şevklendirdi. - Son dönemde öğrencilerin dikkati çok dağınık... Müzik ise azami dikkat gerektiren bir sanat dalı... Öğrencilerinizi orkestrada görev almaya nasıl ikna ettiniz? - Altı yıldır bu okulda çalışıyorum. Her sene ufak çalışmalarla aslında bu oluşuma adım atmış olduk. "Ablam da gitar çalıyordu, bu onun gitarı" diyerek katılan çok oldu. Böylece ailede müzikle uğraşan bir ferdin nasıl olumlu etki bıraktığını da tekrar görmüş oldum. Verdiğim ek ödev egzersizleri onları eve gittiklerinde çalışarak daha fazla ekrandan ayırmış oldu. Bu devamlılık dikkat dağınıklığını da önemli ölçüde azaltıp takibi artırırdı. Odak noktaları hep yeni şarkı yeni egzersiz oldu. - Hangi enstrümanı çalacakları konusunda karar alma süreçlerini anlatabilir misiniz? - Müzik atölyemizde bulunan enstrümanlar, derslerimizde hep göz önündeydi, duvarda asılıydı. Bu bize inanılmaz faydalı oldu. Daha sonra ders esnasında tek tek deneyerek onların neye yeteneği ve ilgisi varsa belirleyip gruplara ayırdım. Derste çaldıkça, birbirlerinden gördükçe ekibimiz büyüdü. Çocuklar bu yaşlarda akranlarına çok özeniyor ve örnek alıyor. - İki kişinin bile birbirini dinlemediği günümüzde koca orkestrayı nasıl disiplin altında tutabiliyorsunuz? - Burada öğretmenlik mesleğinin en önemli özelliği olan sanırım sabır ve özveri devreye giriyor. İşimi severek yaptığım için ekip büyüdükçe, onların mutluluğunu gördükçe aslında çok da zor olmadı. İşin sonunda onlarla olacağım sahnede yüreklerindeki heyecanlarını, gözlerindeki o pırıltıyı, birbirlerini cesaretlendirdikleri anları gördükçe bütün yorgunluğum gidecekti. Disiplin dediniz evet burada bir şey söylemek isterim. Çocuklar aslında sadece şarkı söylemeyi ya da enstrüman çalmayı öğrenmediler. Bu süreçte provaya vaktinde gelmek, ekip ruhuna sahip olmak, sıraya girmek ve beklemek gibi olumlu davranışları edinmiş oldular.

- Orkestra sonrası öğrencilerin diğer derslerindeki başarı düzeyi yükseldi? Meslektaşlarınızdan ya da velilerden bu yönde bir yansıma aldınız mı? - Sevdiği etkinliğe, ekibe dahil olan ve bu sayede disipline olup çalışmalara katılan her öğrenci sabah kalktığında okula motive olarak ve severek gelir. "Ben yapabiliyorum! Başarabiliyorum!" duygusuyla her zaman başarıya daha çok yakındır, diğer derslerini de edinilen bu davranışlar olumlu yönde etkiler. Olumlu dönüşler çok fazlaydı çekingen velilerim tabii ki vardı ama konser sonrası "Hocam seneye de bu enstrümanı çalsın" diyen çok oldu. Aileokul- çocuk üçgeni uyumu bu çalışmada da etkisini gösterdi.

- En keyif alarak çaldıkları parça hangisi... - Hemen hemen bütün repertuvar ama "Öğretmenim sıradaki şarkı hangisi?" dediklerinde "Barış Manço'nun Kara Sevda şarkısı" dediğimde, yorgun da olsalar önce sevinç çığlığı atıp daha sonra söylemeye başlıyorlar.