Şarkıcı Kenan Doğulu bir röportajında şöyle diyor: - Yurtdışından bir misafirimiz geliyor. 'Akşam ne yapalım?' diyor, 'Hiçbir şey yapamazsınız' diyoruz. Akşam yemeğe gidersin, sonra döner yatarsın. İstanbul'da eskisi gibi mekânlar yok. Röportajı yapan gazeteci araya giriyor: - Yok, hadi yemeği yedik, gidelim bir yerde Kenan çıkıyor, dinleyelim desek, yok yani. "Yok" diye onaylıyor Doğulu, "Yok, maalesef onları kaybettik." - Of inşallah geri gelir yani. Çok güzeldi. Başka ülkelerde sürüyor yani... Doğrudur. Doğulu'nun popüler olduğu 90'larda canlı pop müzik yapan eski mekânlar çamlarla birlikte çoktan bardak oldular. Ne var ki yerlerine, farklı müzik türlerine hitap eden çok daha fazlası açıldı. Revaçta olan müzik türlerinin, eğlence anlayışının, insan profilinin ve yaşam koşullarının değişmesi yalnızca İstanbul'un değil, bütün dünyanın gerçeği. Yeni bir mesele de değil. Hatta Almanca'da, gece hayatının başkenti Berlin gibi büyük şehirlerde köklü kulüplerin artan kiralar, gürültü şikâyetleri, mutenalaştırma ve ekonomik zorluklar yüzünden kapanmasını anlatan "clubsterben" (kulüp ölümü) diye bir kavram bile var artık. Şehirlerin kültürel gece hayatının yok olduğu endişesi küresel bir tartışma. Ayrıca Kenan Doğulu boş yere üzülüyor. İstanbul'da yurtdışından gelen misafirleri götürebileceği tonla yer var. Alternatifler, özlemle andığı yıllardakiyle kıyaslanmayacak kadar çeşitli. İstanbul, canlı performans sergileyen sanatçılara dünyanın en büyük metropollerinden bile önce ev sahipliği yapıyor. Eğer Kenan'ın keyfi yoksa ve misafirlerini "ekmek" için bir bahane arıyorsa, o başka tabii. Koskoca İstanbul'da canlı müzik dinleyecek, eğlenilecek, gezdirilecek yer kalmadı demesini ancak o zaman anlarım. Öyleyse, içi karardıysa İstanbul'un baharını müjdelemek için lalelerle donanmış Gülhane Parkı'nda bir halk konseri versin mesela. İddia ediyorum, "Nerede o eski günler?" diye yakınan ihtiyarlar gibi yakınıp durmayı bırakır, anında kendine gelir. Hatta "Nasıl vakit geçireceğim" diye dert ettiği yurtdışından gelen misafirlerini de davet etsin; iki işi bir arada halletmiş olur. Vizyona yeni giren İngiliz yapımı Füze filminde olduğu gibi, Batı sinemasında sarı filtrelerle Şam'a ya da Kahire'ye çevrilen İstanbul'un canlı, pırıl pırıl renklerine onlar da bayılır. İçlerinden birinin bile çıkıp da "Kenan bizi tavernaya götür, 90'lar dinleyelim" demeyeceğinin garantisini veriyorum.
İstanbul değil, içleri sararmış #istanbul hakkında detaylı bilgiler güncellenmektedir.