IV. Murad, Bağdat seferinde büyük bir zafer kazandıktan sonra İstanbul'a dönerken sadrazamı diplomatik ilişkileri yürütmek ve seferi devam ettirmek için Irak'ta bıraktı
Müzakere için gelen İran elçisi, olmayacak taleplerde bulunup ve yetkisinin olmadığını söyleyip sadrazamı oyalamaya çalıştı
Sadrazam, bu oyalama taktikleri üzerine İran'a sefere devam edip yeni fetihler yapınca, Safevi şahı hemen tam yetkili elçi göndererek Osmanlı'nın isteklerini kabul etti. Böylece 1639'da Kasrışirin Antlaşması imzalandı
IV. Murad, 1638'de Bağdat'ı fethettikten sonra ilkbaharda İstanbul'a dönmek üzere hareket ederken şaha da bir mektup gönderdi. Sert bir üslupla kaleme alınmış bu mektupta IV. Murad, Safevi şahını barışı bozmakla suçluyor ve karşısına çıkmadığı için korkaklıkla itham ediyordu. Bağdat'a muhafız olarak veziriazamını bırakıp geri döndüğünü, yakın zamanda tekrar İran üzerine sefere çıkacağını söylüyor, iki ülke arasındaki barışın Kanuni dönemindeki sınırların kabulüyle mümkün olacağını bildiriyordu. IV. Murad döneminde yapılan İran seferleri ve Kasrışirin Antlaşması'yla ilgili Fatih Mehmet Gökçek, rahmetli Özer Küpeli ve rahmetli Tahsin Ünal'ın araştırmaları vardır.
OSMANLI ORDUSUNDAN KORKTU Sadrazam Mustafa Paşa, diplomatik ilişkileri yürütmek ve seferi devam ettirmek üzere görevlendirilmişti. Sadrazam, şaha elçiyle bir mektup gönderdi. Mektupta Mustafa Paşa, Safevi şahını tahta çıktığından beri iki devlet arasında düşmanlığın hiç sona ermemesi sebebiyle önce Azerbaycan'da, şimdi de Bağdat'ta birçok insanın ölümünden sorumlu olmakla suçluyordu. Şayet düşmanlığı sürdürürse ülkesi ve halkının daha fazla zarar göreceğini, padişahın namesinde de belirtildiği gibi Kanuni dönemindeki sınırların esas alındığı bir barışa rıza göstermesinin en iyi çözüm olduğunu ifade ediyordu. Safevi casusları, padişahın İstanbul'a gitmesinin değerlendirilmesi gereken bir fırsat olduğunu Hanlar Hanı Rüstem Han'a bildirdi. Rüstem Han, haberi almasının ardından Osmanlı ordusuyla savaşılması gerektiğini Şah Safi'ye iletti. Yapılan istişarelerde, şahın itibar ettiği kişilerden gulam kökenli Sarı Taki, Osmanlı ordusunun durumunun yerinde incelenmesini ve buna göre bir strateji belirlenmesini önerdi. Görevlendirilen casuslar Osmanlı ordusunun mevcudunun yaklaşık 150 bin kişi olduğunu, bu kuvvete karşı mukavemetin güç olacağını ifade ederek sadrazamın ilerleyişini durdurmanın en uygun yolunun sulh olduğunu dile getirdi. Şah Safi, bu durum üzerine Sarı Han'ı müzakereleri yürütmek üzere Rüstem Han'ın yanına gönderdi.
SIKIŞINCA BARIŞ İSTEDİ Bu sırada Sadrazam Mustafa Paşa, ordusuyla birlikte İran üzerine harekâta devam edip Diyale Nehri'ni geçti. Safeviler, Osmanlı ordusunun Diyale Nehri'ni geçemeyeceğini düşündüklerinden, bu durum üzerine telaşlandılar. Rüstem Han, Osmanlı ordusunun suları yükselen nehri geçmeyi göze alamayacağını düşünüyordu. Böylece barış için elçi gönderilmesine gerek kalmayacak, hatta yapılacak akınlarla Bağdat'taki Osmanlı muhafızları sıkıntıya bile sokulabilecekti. Mehemmedkulu Bey, 29 Nisan 1639'da Osmanlı ordugâhına ulaştı. Şah, mektubunda Kanuni dönemindeki sınırları kabul ediyor, padişahın diplomatik üslupla bağdaşmayan sert ifadelerine rağmen kendisinin böyle davranmaktan kaçındığını ve barış istediğini söylüyordu. Elçi müzakerelere tam yetkili olmamasına rağmen, Kars Kalesi'ni isteyince sadrazamı kızdırdı. Şah'a ve Rüstem Han'a birer mektup gönderip Safeviler'in müzakereyle oyalama taktiklerine karşı Derteng üzerine hareket etti. Derteng yakınlarında Kasrışirin'e kadar ilerledi. Safeviler, bu gelişme üzerine elçi gönderdiklerini söyleyip sadrazamdan harekâtı durdurmasını rica ettiler.