Türkiye'deki "yüzen adalar" üzerine yaptığı araştırmalarla adından söz ettiren 65 yaşındaki coğrafyacı Prof. Dr. İhsan Bulut, 1985'te adım attığı akademik kariyerinde hem Atatürk Üniversitesi'nde hem de kurucusu olduğu Akdeniz Üniversitesi Coğrafya Bölümü'nde önemli çalışmalara imza attı. Beşeri ve Ekonomik Coğrafya alanındaki uzmanlığıyla nüfus, yerleşme ve turizm coğrafyasına katkı sunan Bulut, bilinmeyen doğal oluşumları gün yüzüne çıkarmayı sürdürüyor.

Yüzen adalarla ilgili çalışmaların tesadüfi bir başvuruyla başladığını belirten Prof. Dr. İhsan Bulut, "Amerika'da yaşayan araştırmacı Chet Van Duzer, yüzen adalarla ilgili bibliyografya çalışması yaparken Bingöl'ün Solhan ilçesi Hazarşah Köyü Turnalar Gölü'ndeki yüzen adalar hakkında üniversitemizin Fen Bilimleri Enstitüsü'nden bilgi talep etti. Ancak o dönemde coğrafyacılara sorulan bu konuda herhangi bir bilginin olmadığı görülünce Amerikalı araştırıcıya bilgi sunmak üzere çalışmalara başlandı. Bunun üzerine Dr. Mustafa Girgin ile birlikte sahaya indik. Yüzen adaları yerinde inceledik, görüntüledik ve bilimsel veriler elde ederek araştırmacıya bilgi sunduk. 2000 yılında ilk makale ve bildirilerimizi hazırladık. O tarihe kadar kavram olarak dahi bilinmeyen yüzen adalar, böylece coğrafyanın yeni bir araştırma konusu haline geldi."

Yüzen adaların oluşum sürecini bilimsel çerçevede değerlendiren Coğrafyacı Prof. Dr. İhsan Bulut, bu yapıların basit bir bitki birikimi olmadığını, uzun yıllara yayılan doğal bir evrimin ürünü olduğunu söyledi. Yüzen adaların göller içerisinde nilüfer(lotus) gibi kökleri toprağa bağlı olmadan su içerisinde asılı kalan bitkilerin birbirlerine yoğun bir şekilde kenetlenmesi ile oluşmaya başladığını vurgulayan Bulut, " Tıpkı bir halı gibi bitkilerin birbirine örülmesi sonucu üzerinde kısmen çayır, saz, kamış türünden bitki yoğunluğunun artması ve toprak oluşumunun sonucunda giderek kalınlaşan ve genişleyen bu kütlenin özgün ağırlığı sudan hafif olduğu için göl üzerinde yüzebilmekte olduğunu belirtmektedir. Rüzgar etkisiyle göl üzerinde hareket ettikleri için bunlara yüzen adalar denilmektedir. Deniz ve okyanustaki adalarla hiç bir ilgisi olmayan göl, haliç ve akarsuların durgun kesimlerinde oluşan hassas oluşumlardır. Bir kara parçasının yüzen ada olması için kıyıyla ve zeminle bağlantısının olmaması, ayrıca sudan hafif bir yapı arz etmesi gerekmektedir." ifadelerini kullandı.

Bu süreçte bazı çevrelerden acımasız eleştiriler, yok sayma ve sabote etme girişimleriyle de karşılaştığını belirten Bulut, buna rağmen hem yurt içi hem de yurt dışındaki bilimsel toplantılarda yoğun ilgi ve takdir gördüklerini vurguladı. Türkiye'nin farklı bölgelerinde onlarca yüzen ada keşfederek literatüre kazandıran, çalışmalarının 2012 yılından 2000 yılına kadar kavram olarak dahi bilinmeyen bu konuda bir kitap boyutuna ulaştığını ifade eden Bulut, yüzen adaların Türkiye'nin doğal zenginlikleri arasında özel bir yere sahip olduğunu dile getirdi.

Yüzen adaların yöre halkı tarafından bilindiğini ancak hopa, hopak, hopal, sazak, gezen ada, giden ada gibi farklı isimlerle anıldığını adaların bulunduğu göllere de adalı göl denildiğini vurgulayan Bulut, " Örneğin Rize'nin Çamlıhemşin yöresinde bu doğal oluşumlara "posti" deniliyor. Yerel halk ve çobanlar bile bu adaların hem estetik hem de ekolojik değerinin farkında" ifadelerine yer verdi.

SADECE BİR KİTAP DEĞİL, BİLİMSEL DÖNÜM NOKTASI