Antalya'nın simgelerinden biri olan Altın Portakal Film Festivali, bugün ne yazık ki sinemayla değil, "Şeffaflık nerede?" sorusuyla anılıyor. Bir festivalin itibarı, kırmızı halısından çok güvenle ölçülür ama maalesef o da artık kalmadı. Ortada ciddi bir iddia var: Yörük Festivali, Gastronomi Festivali ve Altın Portakal dahil olmak üzere organizasyonlarda 113 milyon lirayı aşan kamu zararı. Bu rakam bir dipnot değil bu, doğrudan kamu vicdanına dokunan bir mesele. İnsanlar doğal olarak soruyor: Bu para nereye gitti? Kim denetledi? Denetlediyse nasıl bu noktaya gelindi?
VEZİR DE EDER REZİL DE Hesap verilebilirlik önemli peki bunu kim yapacak? Belediye mi yoksa ANSET mi? Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik rüşvet, yolsuzluk soruşturması kapsamında Altın Portakalı Film Festivali'ni düzenleyen iştirakçi şirket ANSET'e yönelik operasyon düzenlendi. Eğer bunlar yoksa ya da kamuoyuna açık değilse, geriye sadece şüphe kalır. Ve şüphe şuan bu olayın en büyük düşmanıdır. Altın Portakal gibi köklü bir festival, tek bir yönetim anlayışının gölgesinde bu hale düşmemeliydi. Yılların emeği, sinemacıların, izleyicilerin, şehrin hafızası... Hepsi bir anda tartışmalı bir tabloya sıkıştı. "Belediye vezir de eder, rezil de" sözü tam da burada karşılık buluyor. Çünkü kültürel mirası yönetmek, asfalt dökmekten daha fazla özen ister. Peki bu yıl festival olacak mı? En kritik soru bu. Çünkü güven bir kez sarsıldığında, sadece açıklama yapmak yetmez; onu yeniden inşa etmek gerekir. Eğer soruşturma derinleşir, iddialar somutlaşırsa, festivalin geleceği sadece takvim meselesi olmaktan çıkar. Bu yıl 63. kez gerçekleşecek festival gerçekleşecek mi mesela?
Buradan çıkışın tek yolu var: Radikal şeffaflık. Tüm harcamaların bağımsız denetimden geçirilmesi, kamuoyuna açık raporların yayımlanması ve sorumluların net şekilde ortaya konması. Aksi halde bu festival, filmleriyle değil, skandallarıyla hatırlanacak ve festival kariyerine son verecek. Ve bu en büyük kayıp olur. Çünkü Altın Portakal bir yönetimin değil, bir şehrin ve bir ülkenin kültürel markasıdır. Onu bu hale getirmeye hiçbir belediyenin hakkı yok.
NATASA THEODORIDOU VE MERAK EDİLEN SÜRPRİZLERİ Yunan müziğini seviyoruz, bunu inkar edecek halimiz yok. Hatta bazen biraz fazla seviyoruz. Belki de bu yüzden Natasa Theodoridou gibi isimler İstanbul'a geldiğinde konserden öte bir karşılaşma yaşanıyor iki kültürün, iki duygunun aynı sahnede buluşması gibi. 7 Haziran 2026'da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda gerçekleşecek konser öncesinde yapılan basın buluşması da tam olarak bu hissin küçük bir provasıydı. Daha ilk anlardan itibaren sıradan bir lansman olmadığı belliydi. Zoğrafyon Rum Lisesi öğrencileri sahneye çıktığında, Fortigo'nun ritmiyle sirtaki ve zeybek iç içe geçti. Theodoridou'nun enerjisi ise tam yerindeydi. Samimi, sıcak ve iddiasız bir özgüvenle konuştu. Yeni şarkısı 'Fortigo'nun arkasındaki duygudan bahsederken, İstanbul konseri için hazırladığı sürprizleri de küçük ipuçlarıyla paylaştı. Bir kere planladığı konser gelecek olanlara sadece bir performans değil; bolca duygu yaşatacak. Hal böyle olunca heyecanlanmak için çokça sebep var. Kariyeri boyunca duyguyu zarafetle buluşturan yorumuyla geniş bir hayran kitlesine ulaşan Theodoridou, "Türkiye'yi ziyaret ettiğim her sefer gerçekten çok büyük bir mutluluk duyuyorum. Ben bu konserde tüm kariyerimi simgeleyen şarkılarla seyirci karşısına çıkacağım. Muhteşem bir gece yaşayacağız. Geçen yıl düet yaptığı Yalın'ın geçen hafta sosyal medya hesabından 7 Haziran'da Harbiye'deki konserine geleceğini ve sahnede sürpriz yapabileceğini duyurmasıyla ilgili soruyu "Sürprizler genelde açıklanmaz ama kendisi zaten paylaştığı için söyleyebilirim; eğer programı uygun olursa, çok sevilen ve muhteşem bir sanatçı olan, daha önce birlikte şarkı yaptığımız Yalın bizimle sahnede olacak" şeklinde cevapladı. Yalın sürprizi biraz bozmuş aslında.
AŞK, HAYATIMIN BAŞROLÜNDE "Aşk, hayatımın başrolünde" sözleriyle duygularını dile getiren sanatçı, "Sesim elverdikçe aşkı anlatmaya ve bu şekilde anılmaya devam etmek istiyorum. Şarkılarımda aşkın yeri çok büyük; aslında bu sadece benim müziğimde değil, tüm sanat dallarında önemli bir tema. Ancak bana göre müzik, aşkı tanımlamak, mırıldanmak ve hissettirmek için en güçlü ifade biçimi" dedi. Toplantıda İstanbul sevgisine de değinen sanatçı, "Buraya her geldiğimde aynı içtenlik ve hissiyatla buradan ayrılıyorum. Herkese de bu destinasyonu öneriyorum. İstanbul gerçekten çok güzel bir şehir" dedi. Son olarak ben Natasa Theodoridou'un enerjisine hayran kaldım. Harbiye'ye giderseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.