Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Geçen yıl martın son günüydü. Kuzey Kıbrıs’ta sahnedeyken fenalaşan Volkan Konak, kaldırıldığı hastanede hayata veda etmiş, ardından doğup büyüdüğü toprağa, Maçka’ya uğurlanmıştı. Şimdi yokluğunun üzerinden bir yıl geçti. Geriye sesi kaldı, türküleri kaldı, bir de memleketin içinden eksilen o sıcaklık.
Takvim öyle söylüyor. Ama bazı yoklukların takvimi olmaz. Günler geçer, mevsimler değişir, hayat görünürde kendi yoluna devam eder; yine de insanın içinden eksilen şey olduğu yerde kalır. Volkan Konak’ın ardından geçen bir yıl da böyle geçti. Maçka’nın dereleri yine aktı, Sümela yine bulutlara karıştı, Karadeniz yine bildiğimiz gibi hırçın, yine derin, yine kıyılarına vurdu. Her şey yerli yerindeymiş gibi görünüyordu. Ama o tanıdık manzaranın içinde belli belirsiz bir eksiklik vardı. Sanki oralardan bir ses çekilip alınmıştı. O ses gidince, yalnız bir sanatçı değil, memleketin içinden konuşan sıcak bir yürek de eksildi.
Volkan Konak, sadece şarkı söyleyen bir isim değildi. Geldiği toprağı sesinde taşıyan insanlardandı. Dağı da vardı onda, denizi de. İsyanı da, merhameti de. Sert görünürdü; ama içi inceydi. Coşkulu görünürdü; ama içinde hep dinmeyen bir sızı dolaşırdı. Belki de bu yüzden söylediği her şey insana yalnız kulağından değil, kalbinden değiyordu. Bir türküde bazen anneyi, bazen gurbeti, bazen çocukluğu, bazen de dönüp dönüp insanın içine çöken o ağır özlemi duyuyorduk. Onu dinlerken biraz da kendimizi dinliyorduk.
Bugün onu anarken akla ilk olarak şarkıları gelmiyor yalnızca. Bir hali geliyor gözümüzün önüne. Bir bakışı. Bir cümleyi söylerken sesiyle birlikte yüreğini de ortaya koyuşu. Memleketten söz ederken yüzüne çöken o ciddiyet. Sevgisini gizlemeyen, öfkesini eğip bükmeyen, içinden ne geçiyorsa onu olduğu gibi taşıyan bir adam. Sahneye çıktığında yalnız türkü söylemezdi; hayatla kendi arasında ne varsa onu da ortaya bırakırdı. O yüzden sesi bu kadar tanıdıktı. O yüzden gidişi bu kadar kişisel geldi hepimize.
Bazı insanların ardından üzülürken, sanki aileden biri gitmiş gibi olur insan. Bunun sebebi yalnızca çok sevilmeleri değildir. Hayatımızın bir yerine dokunmuş olmalarıdır. Volkan Konak da öyleydi. Bizim söyleyemediğimizi söyledi bazen. İçimizde düğüm olup kalan şeyi çözdü. Yalnız kendi hikâyesini değil, bizim kırgınlığımızı, özlemimizi, memleket hasretimizi de dile getirdi. Bu yüzden yokluğu, müzik dünyasında açılmış bir boşluktan daha büyük. Bir evde lamba eksilmiş gibi. Bir köy yolunda ayak sesi azalmış gibi. Karadeniz’in kıyısında rüzgâr aynı rüzgâr ama içindeki tanıdık tını çekilmiş gibi.