Kulağa ikna edici geliyor. Ancak ekonomi tarafındaki büyük resim, en azından şimdilik, toplu işsizlik senaryosunu doğrulamıyor.

Güncel işsizlik verileri, yapay zekânın yaygınlaşmasına rağmen istihdamın bir anda çökmek yerine dayanıklı kaldığını gösteriyor. AB’de işsizlik oranı yaklaşık yüzde 6 seviyesinde ve tarihsel olarak düşük bantta. Birleşik Krallık’ta oran yüzde 5,1 civarında. ABD’de ise yüzde 4,4 düzeyi konuşuluyor.

Bu tablo, “YZ geldi, işler bitti” anlatısıyla çelişiyor. Çünkü teknoloji genellikle iki şeyi aynı anda yapıyor: Bazı işleri gereksiz hale getirirken, yeni iş alanları ve yeni ihtiyaçlar doğuruyor. Üstelik bu dönüşüm çoğu zaman “bir gecede” olmuyor; daha çok yavaş ve dalga dalga ilerleyen bir değişim olarak yaşanıyor.

Tarih, bu tür korkuların ilk kez yaşanmadığını gösteriyor. Örneğin 1800’lerde Britanya’da çalışanların büyük bir kısmı tarımdaydı; bugün tarımdaki pay çok düşük. Tarımın otomasyonu, işin tamamen yok olması yerine, iş gücünün başka alanlara kaymasını hızlandırdı ve sanayileşmenin önünü açtı.

Daha yakın bir örnek ise bankacılık. Dünyanın ilk ATM’lerinden biri 1967’de Londra’da devreye girdiğinde “gişe görevlileri bitecek” endişesi yaygındı. Fakat uzun yıllar boyunca farklı bir sonuç görüldü: ATM’ler şube işletme maliyetini düşürdüğü için bankalar daha fazla şube açabildi; gişe personelinin rolü de değişti. İnsanlar sadece para saymak yerine müşteri ilişkisi ve danışmanlık tarafında daha fazla değer üretmeye başladı. Banka şubesinin asıl gerilemesi, çok daha sonra “bankanın cebimize girmesiyle”, yani mobil bankacılığın yaygınlaşmasıyla hızlandı.

Bu iki ders aynı noktaya işaret ediyor: Teknoloji, işi “bitirmekten” çok, işi “dönüştürüyor”.