Silica, son derece kısa süreli lazer ışık darbeleri kullanıyor. Bu “ultra kısa” darbeler, saniyenin katrilyonda biri ölçeğinde (femtosaniye) sürüyor. Lazer ışığı normalde camın içinden geçip giderken, çok küçük bir noktaya yoğunlaştırılınca camın o minik bölgesinde moleküler düzeyde kalıcı değişimler oluşturuyor.

Bu değişim, camın içinde üç boyutlu, iğne ucu kadar küçük “hacimsel noktalar” şeklinde yapılıyor. Bilgi de bu mikro bölgelerin konumu ve özellikleri üzerinden kodlanıyor. 

Araştırma, cam içinde veri yazmak için iki farklı yaklaşımı değerlendiriyor. İlki, lazerin camın içinde mikroskobik “boşluk benzeri” yapılar oluşturması; bu yöntem daha yüksek veri yoğunluğu sağlıyor. İkincisi ise camın kırılma indisinde çok daha “narin” değişimler yapmak; bu yöntem daha hızlı yazılabiliyor ve daha az enerji tüketiyor ama birim hacimde daha az veri taşıyor.

Çalışmaya göre sistem; veriyi kodlama, yazma, okuma, çözme ve hata düzeltme adımlarını bir araya getirerek “uçtan uca” pratik bir depolama platformu göstermeyi hedefliyor. Yani mesele yalnızca camın içine iz bırakmak değil; o izi güvenilir biçimde yıllar sonra tekrar okuyup anlamlandırmak. 

Bugünkü arşiv teknolojileri (manyetik bantlar, diskler gibi) zamanla bozuluyor; sıcaklık, nem, manyetik alan ve malzeme yaşlanması gibi etkenler depolamayı sınırlıyor. Silica’nın iddiası ise tam burada öne çıkıyor: hız ve yoğunlukla birlikte, çok uzun ömürlü bir “arşiv kasası” fikri.