İnsanın homeostatik dengesini bozan; aşırı sıcaklık ve soğukluk, aşırı ya da yetersiz gıda alınımı gibi etkenler vardır. Biyolojik işlevsellik kadar psikolojik işlevsellik için de denge önemli. Pozitif psikoterapi insanların yaşadıkları çatışmalarla beden, başarı, ilişki ve fantezi gibi başa çıkma kaynaklarını dengeli bir şekilde kullanmanın ruhsal ve bedensel sağlık açısından önemi üzerinde durur.
Günümüzün teknoloji dünyasında, insanın psikolojik dengesini bozan pek çok etken var. Bunlardan biri de sosyal medya da aşırı bir şekilde bildirime maruz kalmak. Öyle ki sürekli bildirimler, durmaksızın yenilenen haber akışları ve birkaç saniyelik videolarla çevrili sanal bir dünyada insanlar sürekli bir şekilde uyarılıyor. İşte bu şekilde aşırı bir uyarılmaya maruz kalmak, bireylerin zihinlerini; yanmış ve dağılmış gibi hissetmelerine neden oluyor. Böylece insanlar zihinlerini, bir türlü sakinleştiremiyorlar. İşte bu sakinleşmeme durumu “patlamış mısır beyni” metaforu ile ele alınıyor. Aşırı uyaranlara maruz kalmak, insan beynin patlayıp sönen düşüncelerle dolu olmasına, yavaş ve tek odaklı etkinliklerin zorlayıcı ya da sıkıcı gelmeye başlamasına neden oluyor. Patlamış mısır beyni metaforunu, açıklayan pek çok yaklaşım var. Bunlardan biri nörotransmitterler üzerinden geliyor.
UYARILMA DÜZEYİNİ ARTIRMAK İÇİN SANAL DÜNYAYA YÖNELDİLERİnsan beyninde sinirler arası iletişimi kolaylaştıran ya da zorlaştıran kimyasal maddelere nörotransmitter deniliyor. Bu süreçte en etkili nörotransmitter ise, dopamin. Dopamin, insanların bağımlılıklarını ve motivasyonları da açıklıyor. Sistem, her yeni bir uyaranın insan beyninde bir ödül duygusuna dönüştüğü üzerine kurulu. Özellikle sosyal medya ile temasa sonucunda ortaya çıkan bildirimler, videolar ya da başlıklar, insanın biyolojik ödül sistemini harekete geçiriyor. Böylece dopamin salınım artar. Artan dopamin salınımı, bireyin bir sonraki bildirimi, videoları ya da başlıkları arama alışkanlığına neden olur. Patlamış mısır beyni gerçekliğinin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik açıklamalar ise, motivasyon ve bilişsel psikoloji alanından da geliyor. Motivasyon alanı açısından durum incelendiğinde öncelikle optimal uyarılma kuramı, insanların bir takım davranışlar sergilemelerinin nedenini, uyarım arama ihtiyacından kaynaklandığını belirtiyor. İnsanlar; bilişsel, duygusal ve davranışsal uyaranlara maruz kalarak kendilerinin var olduklarını ve yaşadıklarını hissediyorlar. Teknolojik ilerlemelerin görece çok az olduğu zaman dilimlerinde insanlar uyarılma düzeylerini artırmak için sanal etkinlikler yerine gerçek yaşamdaki etkinliklere ve diğer insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmaya yönlendiriliyorlardı. Dijital çağ ile birlikte insanlar uyarılma düzeylerini artırmak için dijital içeriklere ve sanal dünyaya yöneldiler. Optimal uyarılma kuramı, insanların aşırı uyarılma durumlarında; dikkatlerinin dağıldıklarını, yaptıkları hataların arttığını, karmaşık bilişsel görevlerde başarının azaldığını, gerginlik ve huzursuzluk yaşandığını, karar verme ve problem çözme becerilerinde azalma olduğunu, sabırsızlık ve öfke yaşandığını, kas gerginliği ve baş ağrısı yaşanabileceğini, uyku sorunlarının olabileceğini savunuluyor. İşte patlamış mısır beyni olgusunda da insanlar aşırı uyarılarak benzer tepkiler sergiliyor.
PASİF TÜKETİCİ HALİNE GELİYORLARPatlamış mısır beyni gerçekliğinin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik açıklamalardan biri de bilişsel psikoloji alanından geliyor. Bilişsel psikoloji açısından bakıldığında insanlar herhangi bir bilgiyi bilişsel sürece dâhil ederken çeşitli süreçlerden geçerler. Bunlardan ilki, duyu organlarına uyaranların ve uyaranlara ilişkin bilgilerin gelmesi. Buna duyum denir. Duyu oranlarına gelen her uyaranı insan önemsemez. İnsanlar, bazı uyaranları daha çok önemserler ki buna dikkat denir. Uyaranlar dikkat süreci ile seçici bir şekilde algılanır. Daha sonra uyaranlar anlamlı bir şekilde düzenlenir. Buna da algısal örgütleme denir. Algısal örgütleme sürecinden sonra özdeşim ve tanıma gerçekleşir. Özdeşim ve tanıma sürecinden sonra bilgi, bilişsel sürece dahil edilir. Sürekli bildirimlere, durmaksızın yenilenen haber akışlarına ve birkaç saniyelik videolara maruz kalmak; bilgi işleme sürecinde bireylerin dikkat, algısal örgütleme, özdeşim ve tanıma süreçlerinde pasif bir şekilde yer almalarına neden oluyor. İnsanlar, sahip oldukları bilişsel yetileri kullanamıyorlar çünkü bilgiler dışsal bir çevre tarafından örgütlü bir şekilde sunuluyor. Bu süreçte bireylerin; dikkat, algısal örgütleme, özdeşim ve tanıma süreçlerini aktif bir şekilde kullanarak bilgileri yapılandırmamaları, onları bilginin üreticisi değil de pasif tüketicisi haline getiriyor.
BİLGİ HIZLI VE YÜZEYSEL BİR ŞEKİLDE İŞLENİYORÖte yandan patlamış mısır beyni gerçekliğinin en önemli olumsuz etkisi kısa süreli bellek üzerinedir. Kısa süreli belleğe çalışan bellek de denir. Sürekli bir şekilde bildirimlere, yenilenen haber akışlarına ve birkaç saniyelik videolara maruz kalmak, dikkatin sürekli bölünmesine neden oluyor. Kısa süreli bellek bilgiyi tutabilmek için odaklanmış dikkat ister. Bu durumda hızlı içerik tüketimi, dikkati sık sık böler. Böylece bilgi bellekte yeterince kalamaz. Ayrıca, gelen bilgiler derinlemesine değil hızlı ve yüzeysel bir şekilde işlenir. Böylece bilgiler kısa süreli bellekten kolayca silinir. Çok fazla uyarana maruz kalmak zaten bilginin işlenmesini engelliyor. En önemlisi, kısa süreli belleğe gelen bilginin işlenmesi için bilginin 20 saniye gibi bir sürede kısa süreli bellekte kalması gerekiyor. Özetle patlamış mısır beyni gerçekliğinde kısa süreli belleğin işlevi engelleniyor.
YALNIZLAŞMAYA NEDEN OLUYORSonuç olarak patlamış mısır beyni gerçekliği, insanların uyarım aramalarının bir sonucu gibi gözükse de insanları sanal uyaranlara maruz bıraktırarak insanların yalnızlaşmalarına neden oluyor. İkinci önemli olumsuz etkisi ise, bireylerin bilgiyi işleme süreçlerine zarar veriyor. Böylece bireyler; eleştirel düşünme, soyut düşünme, çıkarımsal düşünme gibi pek çok düşünme becerisini kullanamaz hale geliyor. Üçüncü olarak ise, okul ve sınıf ortamındaki öğrenme süreçlerinden öğrenciler kopuyor. Bu soruna acil olarak çözüm bulmak gerekir. Aksi takdirde beyinleri başkaları tarafından ele geçirilmiş insan gruplarına dönüşme ihtimalimiz çok yüksektir. Bunun için öncelikle bilgiyi işleme süreçlerinde hazır ve yapılandırılmış uygulamalar yerine bireyin bilgiyi kendisinin yapılandırdığı aktif süreçlere dönmek gerekir. Bildirimleri azaltmak, teknolojik aletlerden bilinçli bir şekilde faydalanmak ve bu aletler ile kendi aramıza mesafeler koymak, çocuklarla birlikte yüz yüze etkileşim süreciyle öğrenme sürecini yönetmek, sanal dünyadan ziyade gerçek dünya ile temasa geçmek yaşanılan sorunu azaltmada önemli adımlar olarak görülüyor.