Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Yapay zekâ hayatımıza gireli çok olmadı ama tartışmanın yönü çoktan değişti. Yakın zamana kadar hepimiz bu sistemlerin yazdığı şiirlere şaşırıyor, sorduğumuz sorulara verdikleri ilginç yanıtları konuşuyorduk. Ancak son birkaç haftalık döneme bakmak bile, arka planda dönen çarkların ne kadar büyüdüğünü anlamak için yeterli.
Artık yapay zekâ devriminin o ilk, deneysel ve eğlenceli aşamasını geride bıraktık. İçinde bulunduğumuz yeni dönem tamamen sermayeyle, devasa veri merkezleriyle, ülkelerin enerji politikalarıyla ve kurulan yeni küresel altyapılarla ilgili.
Bu yeni dönemin ilk dikkat çeken özelliği, işin içine giren paranın ve fiziksel altyapının ulaştığı boyut. OpenAI şirketinin mart ayının sonunda 122 milyar dolarlık yeni bir finansman turunu tamamlayarak 852 milyar dolar gibi devasa bir şirket değerlemesine ulaşması bunun en net kanıtı. Peki bir yazılım şirketi neden bu kadar büyük bir paraya ihtiyaç duyar?
Şirketler bu devasa bütçeleri yeni nesil çip üretmek, o çipleri çalıştıracak devasa veri merkezleri inşa etmek, bu merkezleri besleyecek enerji bulmak ve bu merkezleri soğutacak sistemler kurmak için kullanıyor. Yapay zekâ artık tıpkı internetin kendisi veya elektrik şebekesi gibi, gündelik hayatın üzerine inşa edileceği temel bir “altyapı” olma yolunda ilerliyor.
Tam da bu yüzden, son haftaların en kritik konusu teknoloji şirketlerinin “Hesaplama gücü yarışına” girmesi oldu. Örneğin Anthropic şirketi, geliştirdiği yapay zekâ modeli Claude’a olan talebi karşılayabilmek için Google ve Broadcom ile dev bir donanım anlaşması yaptı.