ABD’deki bir araştırma ekibi, bu karmaşayı çözmek için şimdiye kadarki en ayrıntılı bilgisayar simülasyonlarından bazılarını üretti. Geçmişte hesapları mümkün kılmak için yapılan basitleştirmeleri olabildiğince azalttılar; yani “kolaylaştırılmış bir kara delik çevresi” değil, daha gerçekçi bir ortam hesapladılar. Bu sayede gazın hareketini, ışınımın davranışını ve manyetik alanların etkisini aynı senaryoda daha net okuyabildiler.

Çalışmanın en kritik yanı, ışınımı ve genel göreliliği daha gerçekçi bir şekilde aynı tabloda birleştirmesi. Kara deliğin yakınında ışık, düz bir çizgide ilerleyen “basit bir aydınlatma” değil; bükülen uzay-zamanda yol alıyor, maddeyle etkileşiyor, bazen de diskin içinde hapsoluyor. Ekip, bu parçaları mümkün olduğunca tek bir modelde buluşturup “ne oluyorsa gerçekten neden oluyor?” sorusuna yaklaşmaya çalıştı.

HER ZAMAN “DAHA ÇOK YUTMA = DAHA ÇOK PARLAKLIK” DEĞİL

Simülasyonların en dikkat çekici sonucu şu: Kara delik ne kadar çok madde yutarsa, her zaman o kadar parlak görünmüyor. Madde akışı yükseldiğinde kara deliğin çevresindeki disk kalınlaşıp şişebiliyor. Bu kalın disk, çıkan ışınımın bir kısmını adeta “içeride tutuyor.” Enerji kaybolmuyor; sadece ışık olarak kaçmak yerine rüzgârlar ve jetler halinde dışarı taşınabiliyor.

HUNİ ETKİSİ: AYNI KARA DELİK, FARKLI AÇIDAN BAŞKA GÖRÜNÜR

Araştırma, kara deliğin çevresinde dar bir “huni” benzeri yapı oluşabileceğini de gösteriyor. Bu huninin içinde madde çok hızlı biçimde içeri akarken, enerji de belirli bir doğrultuda dışarı yönlenebiliyor. Bu da gözlem açısından kilit bir durum yaratıyor: