Şimdi Tokyo Üniversitesi’nden bir ekip, suyun içindeki “izotop barkodlarını” çok daha hassas okuyarak bu tabloyu belirginleştirdi. Journal of Geophysical Research: Atmospheres dergisinde yayımlanan çalışmaya göre araştırmacılar, suyun doğal yapısında bulunan daha ağır izotoplar döteryum ve oksijen-18 üzerinden, yağışın ve su buharının atmosferdeki geçmişini daha doğru biçimde haritalayabiliyor.
Bu yaklaşımın arkasındaki temel mekanizma “izotopik fraksiyonlaşma” adı verilen süreç. Kısaca: Ağır su molekülleri daha yavaş buharlaşıyor, buna karşılık daha kolay yoğunlaşıyor. Su, atmosferde bir yerden başka bir yere taşınıp yeniden yağışa dönüştükçe, ağır ve hafif izotopların oranı sürekli değişiyor.
İşte bu değişim, her yağışın içinde saklı bir imza bırakıyor. Bir yağmur bulutunun nerede oluştuğuna, hangi iklim desenlerinden geçtiğine, hangi bölgelerde nemin birikip hangi bölgelerde dağıldığına dair ipuçları bu “izotop oranlarında” gizleniyor. Çalışmanın kıdemli yazarlarından Prof. Kei Yoshimura da, su izotoplarındaki değişimlerin nem taşınımı, yakınsama ve büyük ölçekli atmosfer dolaşımındaki kaymaları yansıttığını vurguluyor.
Sorun şu: Atmosfer kaotik ve değişken. Bu yüzden izotopları hesaba katan iklim modelleri yıllardır kullanılsa da tek bir simülasyon, çoğu zaman gerçeği tam yakalayamıyor; sonuçlara modelin “kendi hataları” da karışabiliyor.
Tokyo ekibi bu engeli aşmak için “dünya çapında ilk” olarak tanımlanan bir çerçeve kurdu. Yani tek bir modele güvenmek yerine 8 gelişmiş iklim modelini bir araya getirip sonuçları ortak bir ortalamada buluşturdu. Üstelik bunun için 1979-2023 arasındaki 45 yıllık veriyi kullandılar.
Bu yöntemle, tek tek modellerin yapısal sapmaları birbirini dengeleyebiliyor. Böylece “model gürültüsü” ile su döngüsünün gerçek fiziğini birbirinden ayırmak kolaylaşıyor. Yoshimura, ortalama değerlerinin küresel ölçekte yağış, su buharı ve kar içindeki izotop desenlerini, tek bir modelden daha başarılı yakaladığını söylüyor.