Güncelleme Tarihi: Haziran 21, 2026 08:32

Milli takım 86 milyona hayal kırıklığı yaşatarak 2026 Dünya Kupası’na veda etti. Hem de 4 takımlı grupta 3. olmanın bile yeteceği bir performansı gösteremeyerek sonuncu oldu.

Dünya Kupası’nı yerinde izleyen bir gazeteci, bir Türk vatandaşı olarak burada hissettiğim duygu yoğunluğunu kelimelerle ifade edemem. En hafif deyimiyle ‘kendimi kandırılmış hissediyorum.’

Bu hayal kırıklığının pek çok nedeni var. İzninizle şimdi onları sıralamak istiyorum. Önce teknik heyetten, yani Vincenzo Montella’dan başlamak istiyorum...

Şöyle düşünün; oyun felsefesi açısından birbirine tıpa tıp benzeyen iki takımla oynadık. Topu rakibe bırakan, hızlı oyunla sonuca giden ve savunmasını çok sağlam tutan iki rakip. İlk rakibimiz Avustralya’ya kaybettik. Montella’dan ikinci maçı çözecek bir taktik ve oyuncu değişikliği bekledik. Ama ‘kadrosuna aşık’ İtalyan hoca bu beceriyi sergileyecek b-c-d planlarını sahaya süremedi.

Belki de bundan da önemlisi oynadığımız temposuz ve yavaş futboldu. Dünya Kupası gibi bir arenada, ‘Süper Lig performansı ve yavaşlığı’yla oynayamazsınız. Atletik, hızlı, mesafe kat eden oyunculara sahip değildik. Bir örnek vereyim; Avustralya ile oynadığımız maçta sol bek Jordan Bos, maçta saatte 36,6 km hıza ulaştı. Bu hız Los Angeles’taki ortalama trafik hızına denk. Bu rakama erişebilen tek oyuncumuz bile yoktu.