Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Yükseköğretim Kurumları Sınavı ve Liselere Geçiş Sistemi’nin yaklaşmasıyla öğrenciler arasında kaygı düzeyi artıyor. Yoğun rekabet, aile beklentileri ve gelecek endişesi, gençlerin psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.
Cumhuriyet’e konuşan çocuk gelişim uzmanı Elanur Buğçe Oral, “Öğrencilerde kaygı, sadece titreyen ellerden ibaret değildir. Bilinçdışı süreci ‘hayatta kalma savaşı’ olarak kodlar. Genellikle bu aşırı mükemmeliyetçilik, sebepsiz öfke patlamaları, uyku bozuklukları ve ‘donakalma’ olarak ortaya çıkar. Vücut, zihnin taşıyamadığı yükü somatik ağrılarla dile getirir” dedi.
Kaygıyı tetikleyen şeyin sınavın kendisi değil, sınava yüklenen “anlam” olduğunu belirten Oral, “Eğer çocuk sınavı, kendi değerinin tek ölçütü olarak görüyorsa kaygı kaçınılmazdır. ‘Başarı’ odaklı bir kültürde çocuk, onaylanmak için bu sınavı geçmek zorunda hisseder. Bu da içsel bir varoluşsal tehdit yaratır” diye konuştu. Ailelerin beklentilerinin genellikle çocuğun üzerinde görünmez bir pelerin gibi durduğunu söyleyen Oral, “Aile ‘Senin iyiliğin için’ dese de çocuk bunu ‘Başaramazsam sevilmeyeceğim’ olarak tercüme edebilir. Ebeveynlerin kendi gerçekleştiremedikleri hayalleri, çocuğun omuzlarına yüklenmiş olur” ifadelerini kullandı.
Ailelerin “Sonuç ne olursa olsun seninle olan bağım değişmeyecek” mesajını hal ve hareketleri ile de vermeleri gerektiğini aktaran Oral, “Denetleyen değil, ‘yanında olan’ bir ebeveynlik elzemdir. Çocuğun başarısına değil, emeğine ve o süreçteki duygusuna odaklanan bir yaklaşım, kaygıyı en hızlı yatıştıran ilaçtır” değerlendirmesinde bulundu.
Sınav döneminde evin bir kışla değil, bir sığınak olması gerektiğini belirten Oral, “Sınavın evin tek gündem maddesi olması, çocuğun evdeki nefes alanını yok eder. Mutfak masasında sadece netlerin değil, hayallerin ve duyguların konuşulduğu bir ortam yaratılmalı. Evdeki ‘gergin sessizlik’ veya ‘aşırı ilgi’ yerine, doğal ve şefkatli bir ritim benimsenmeli” dedi. Son aylarda doğru çalışma şeklini anlatan Oral şöyle konuştu: “Bu dönem bir ‘eksik tamamlama’ değil, bir ‘ritim koruma’ dönemidir. Zihin artık maratona alışmış olmalı. Deneme sınavları, sadece birer pratik değil stresle tanışma ve el sıkışma anları olarak görülmeli. Her gün aynı saatte masaya oturmak, kaotik zihne ‘güvendeyim’ sinyali verir.”