Üs kurma, kaynak toplama, crafting sistemleri ve co-op yapılar artık o kadar yaygın ki birçok oyun birbirinin kopyası gibi hissettirmeye başladı. Ancak bazı yapımlar, sadece temel formülü değiştirmekle kalmayıp, oyuncuya tamamen farklı bir atmosfer sunarak bu türü yeniden heyecan verici hale getirebiliyor. Subnautica da yıllar önce bunu başaran oyunlardan biriydi. Serinin yeni halkası olan Subnautica 2 ise erken erişim sürecine giriş yapmasına rağmen, aynı hissi tekrar yaratmayı başarıyor. Üstelik bu kez işin içine co-op desteği de eklenmiş durumda.

Yaklaşık 15 saatlik erken erişim sürecinde oyunun mevcut içeriğinin neredeyse tamamını gördüm. Bu süre sonunda içerik tarafındaki eksikler kendisini hissettirmeye başlasa da Subnautica 2’nin sunduğu keşif hissi, atmosfer ve okyanusun altındaki gerilim duygusu oyunu bırakmayı zorlaştırıyor diyebilirim.

Subnautica 2’nin en güçlü tarafı yine atmosferi olmuş. Oyun sizi tamamen suyla kaplı yabancı bir gezegene bırakıyor ve ilk birkaç dakikada her şey huzurlu görünse de, biraz derinlere indikten sonra işin rengi değişmeye başlıyor. İlk etapta masmavi suyun içinde sakin sakin yüzüyor, rengarenk canlıları izliyor ve çevreyi keşfetmenin keyfini çıkarıyorsunuz. Fakat derinlik arttıkça görüş azalıyor, sesler değişiyor, etraf kararmaya başlıyor ve oyunun kullandığı o saf “derinlik korkusu” hissi devreye giriyor. Subnautica 2 teknik olarak bir korku oyunu değil, ancak özellikle ilk saatlerde yaşattığı gerilim birçok korku oyunundan daha etkili hissettirebiliyor.

Oyunun bunu başarabilmesinin en büyük nedeni ise tamamen keşif odaklı yapısı. Çünkü her yeni biyom, her mağara ve her karanlık bölge yeni bir tehdidi beraberinde getiriyor. Özellikle Leviathan benzeri devasa yaratıklarla ilk karşılaşmalar gerçekten unutulmaz anlar yaratıyor. Bir süre sonra bu canlılara alışıyorsunuz ama ilk gördüğünüz anda yaşanan panik hissi oyunun en güçlü taraflarından biri olmuş.

İlk oyunun çevresel hikaye anlatımını sevenler için güzel haber şu ki, Subnautica 2 bu tarafı daha ileri taşımış. Yine büyük ölçüde keşif üzerinden ilerleyen gizemli bir yapı korunuyor ancak bu kez hikaye daha direkt ve karakter odaklı anlatılıyor.

Oyunda, uzun bir yolculuk sonrası ulaşılan bir görev sırasında kendimizi tamamen farklı bir gezegende buluyoruz. Burada daha önce gelen insanların bıraktığı kayıtları, parçalanmış üsleri ve uzaylı kalıntılarını keşfederek neler yaşandığını anlamaya çalışıyoruz. Hikayenin merkezinde şirket yapısı, yapay zekâ sistemi ve insan hayatının değersizleşmesi gibi temalar bulunuyor. Özellikle öldüğünüzde bir yazıcı sistemiyle tekrar hayata döndürülmeniz, karakterinizi bir insandan çok “harcanabilir bir kaynak” gibi hissettiriyor. Oyunun bilim kurgu tarafı da tam bu noktada oldukça ilgi çekici hale geliyor.