Finlandiya merkezli Housemarque stüdyosunun en yeni oyunu Saros, epeydir beklediğim bir oyundu. PlayStation 4 dönemindeki Resogun, Nex Machina ve tabii ki PlayStation 5’in sevilen yapımlarından Returnal ile tanıdığımız stüdyo, yeni oyununda eski ve yeni tarzlarının oldukça ilginç bir harmanını sunuyor. Bana sorarsanız Saros; Returnal’ın acımasız zorluğunu almış, 2010'lardaki oyunların Atari salonu tarzı bağımlılık yapıcı eğlencesiyle birleştirmiş.

Saros tek kelimeyle harika. Acımasız, eğlenceli, bağımlılık yapıcı ve kesinlikle sürükleyici. Şunu baştan belirteyim; oyunu standart PlayStation 5’te oynadım ve bu inceleme yazısında hikâye adına hiçbir spoiler bulunmuyor. Şimdi gelin, Carcosa gezegenindeki bu amansız maceranın artılarına ve eksilerine yakından bakalım.

Oyunun Returnal ile çok fazla kıyaslanacağını biliyorum. Returnal’ı takdir eden ve iyi hatırlayan biri olarak, bir noktadan sonra oyundan biraz koptuğumu ve kendimi zorlayarak geri dönmek zorunda kaldığımı itiraf etmeliyim. Ancak Saros beni saf oynanışıyla anında içine çekti ve bırakmadı. Zorluk seviyesi başta çok yüksek ama bunu çok daha yaklaşılabilir bir yapıyla sunuyor. Üzerinize sadece saf bir zorluk fırlatmıyor ve vaktinizi boşa harcıyormuş gibi hissettirmiyor.

Oyunda Arjun Devraj karakterini yönetiyoruz. Soltari adındaki büyük bir şirket, bol kaynaklara sahip Carcosa gezegenine üç farklı keşif ekibi göndermiş ama hepsi kayıplara karışmış. Biz de ne olduğunu bulmak için gönderilen Echelon 4 ekibinin bir üyesiyiz. Daha doğrusu Arjun, ilk ekipte yer alan partnerinin peşinden gidiyor. Oyun sizi olayların tam ortasına pat diye bırakıyor. Tek bildiğiniz, gezegendeki güneş tutulmaları yüzünden zamanın kırıldığı ve her öldüğünüzde ana kampa gizemli bir şekilde geri döndüğünüz. Merkezinde çok sağlam bir gizemle başlıyor her şey. Ana karakteri seslendiren Rahul Kohli de işini şahane yapmış; bu kadar acımasız ve kararlı bir karakteri oynamak gerçekten çok keyifli.

Fakat hikâyenin geneli için maalesef aynı övgüleri dizemeyeceğim. Başlangıçtaki merak uyandıran atmosfer, oyun ilerledikçe Returnal'ın derin kurgusunun çok gerisinde kalıyor. Karakterler arası diyaloglar oldukça zayıf yazılmış ve açıkçası şahane seslendirme kadrosuna biraz yazık olmuş. Karakterler inatla ne olup bittiği hakkında konuşmayı reddediyorlar, ki bu bir noktadan sonra gerçekten sinir bozucu oluyor. İşin en kötü yanı ise oyuncu olarak hiçbir ağırlığınızın, yapabileceğiniz hiçbir seçimin olmaması; herkesin sürekli yanlış kararlar verdiğini biliyorsunuz ve tek yapabildiğiniz oturup izlemek. Olayların felsefi ve varoluşsal bir yere bağlanmasını beklerken, ulaştığınız gerçek son maalesef ne kadar küçük çaplı bir hikâyenin içinde olduğunuzu yüzünüze vurup hayal kırıklığı yaratıyor. Ama neyse ki Housemarque oyunlarını hikâyesi için oynamıyoruz. Odak noktamız oynanış.

Dünyaya adım atıyor ve bir deli gibi koşup ateş etmeye başlıyorsunuz. Biyomlarda ilerliyor, daha iyi ekipmanlar buluyor ve hayatta kalabildiğiniz kadar kalmaya çalışıyorsunuz. Ölürseniz topladığınız paranın bir kısmını kaybediyorsunuz ama ana kampa döndüğünüzde elinizde kalanlarla, kampın en hafif tabirle "kurumsal pislik" diyebileceğim beyaz yakalı robotu üzerinden kalıcı yeteneklerinize puan basabiliyorsunuz.