İsveçli stüdyo Liquid Swords tarafından geliştirilen Samson: A Tyndalston Story, ilk bakışta bol aksiyonlu, sert ve iddialı bir açık dünya oyunu gibi görünüyor. Bu iddiasını bazı noktalarda gerçekleştirse de ölçeğinin dışına maalesef çıkamamış bir oyun olduğunu baştan söylemem gerek. Stüdyonun kurucusu olan Christofer Sundberg, daha önce Just Cause ve Mad Max gibi yapımlarda yer alan deneyimli bir isim. Doğal olarak oyunun videolarını gördüğümüzde bu durum beklentileri biraz yukarı çekmişti. Ancak ortaya çıkan sonuç, bu beklentileri karşılamanın yanına bile yaklaşamamış.

Oyun aslında kendini gereksiz detayların olmadığı bir yapım olarak tanımlıyor. Bu konuda hakkını vermek lazım, gerçekten de detay konusunda pek bir şey yok. ufak bir şehir olmasına rağmen, detay anlamında oyunun ana gidişatı dışında hiçbir şeye yer verilmemiş. Yani farklı mekanikler, karmaşık hikayeler ya da yapım ekibinin gereksiz gördüğü herhangi bir içerik yok. Aslında hikayeye odaklanma açısından kağıt üzerinde kulağa iyi gelen bu yaklaşım, pratikte pek işe yaramamış.

Samson açık dünya bir oyun olmasına rağmen çok çizgisel ve açık dünyanın avantajlarını elinin tersiyle iten bir anlayışa sahip. Grafik roman tarzı anlatılan hikayesinin albenisi yok, üstelik sadece paraya odaklanan alakasız ve kopuk kopuk ilerleyen görev yapısı da cabası. Bu görev sistemi zaman zaman küçük yan aktiviteler üzerine kurulu olsa da ne yazık ki bir bütün olarak çok zayıf bir şekilde ilerliyor.

Oyunun hikayesi borç batağına sağlanan ve bu cendereden çıkmaya çalışan Samson McCray'in etrafında şekilleniyor. Oyuna da adını veren Samson, eski kasabası Tyndalston’a dönüp farklı görevler yaparak para kazanmaya çalışıyor. Dediğim gibi bu görevler genel olarak para kazanma odaklı, hikaye anlamında son derece yüzeysel bir yapıya sahipler. bazı görevlerde diyalog seçimleri ve akışına yer verilmiş ama bu sistem de üçüncü sınıf aksiyon filmlerini bile aratacak kaliteye sahip. Keşke daha rahat bir hikaye ve biraz daha eğlenceye kaçan bir hikaye akışı olsaymış. Oyun hikaye tarafında kendini çok ciddiye almaya çalıştığı için vermek istediği tonlamanın altında eziliyor.

Oynanışın temelinde iki farklı unsur var: Yakın dövüş ve araç kullanımı. Dövüş sistemi oldukça basit. Hafif ve ağır saldırılar ile rakipleri alaşağı etmek ve zamanında blok, kaçınma özellikleriniz ile minimum hasar almak. Yumruk atma ve rakipleri indirme tok hissettiriyor, bu kısımları beğendim. Fakat dövüş sistemi genel olarak çok sığ ve basit bir işleyişe sahip. Dövüş sisteminde herhangi bir derinliğe yer verilmemiş. Bu da oynanışı çok kısa sürede monotonlaştırıyor.

Araç kullanımı için de pek parlak sözlerim yok. genelde görev yaptıktan sonra polisten ya da çete üyeleri gibi ekiplerden kaçıyorsunuz. Bu kaçış görevleri dışında yarışlarda da amacınız rakipleri egale edebilmek. İzinizi kaybettirene kadar her yol mübah şeklinde ilerliyor. yanınızda giden bir araca darbe vurmanıza izin verilmiş. Bu kısımlar bana Burnout serisini hatırlattı. benzer bir etkiye sahip ama çok daha yavan bir oynanış söz konusu. Üstelik aracın çok hantal olması, ağır ve tepkisiz kontrolü işin içerisine eklenince bu kısımdan da haz almanız zorlaşıyor.