Bilim kurgu ve korku teması, oyun dünyasında Dead Space, System Shock ve Alien: Isolation gibi devlerin omuzlarında yükselir. Ancak bazen, dev bütçeli yapımların gölgesinde kalan bağımsız stüdyoların da türün özüne sadık kalarak çok daha samimi ve gerilim dolu işler ortaya koyduğuna şahit oluruz. İşte Hell of Fear: Mind Breach, tam olarak böyle bir oyun. Dead Space’in klostrofobik atmosferini, birinci şahıs kamerasıyla birleştiren ve bunu yaparken arkasında 20 yıllık bir tutku hikâyesi taşıyan yerli bir yapımdan söz ediyorum.
Dediğim gibi, bu oyunun arkasında tam yirmi yıllık inanılmaz bir tutku yatıyor. Belki aranızda yaşı yetenler veya nostalji severler vardır; hani şu bir zamanlar tarayıcı üzerinden oynadığımız Uzak Diyar Destanları, nam-ı diğer Köy Büyücüsü vardı ya? İşte onun yaratıcısı Tayfun Tuna ve ortağı Cenk Bilgin, yani Abyss Assembly ekibi bu işin mutfağında. Tayfun Tuna’nın ta çocukluğunda kareli defterlere çizdiği kat planları, 2005 yılında Flash tabanlı denenen prototipler, bugün Unity motorunun gücüyle modern bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş. Yani bu projeye bakarken adeta bir ömrün emeğini görüyorsunuz. GameDev.ist tarafından yayınlanan oyun, "Bizden de bu türde işler çıkar mı?" sorusuna kapı gibi bir "evet" cevabı veriyor.
Peki, oyuna girdiğimizde bizi ne bekliyor? Axel Vex karakteriyle Cengona Üssü’nden gelen ve pek de hayra alamet olmayan yardım çağrısının peşine düşüyoruz. Ama oyunun acelesi yok. Sizi hemen aksiyonun göbeğine, mermilerin havada uçuştuğu bir kaosa atmıyor. Geliştiriciler burada bilinçli olarak slow burn dediğimiz, yavaş yavaş pişen bir gerilimi tercih etmişler. İlk dakikalarda en büyük düşmanınız yalnızlık. Titreyen neon ışıklar, terk edilmiş bilgisayarlardaki e-postalar, güvenlik kamerası kayıtları ve sadece kendi ayak sesleriniz... Atmosfer konusunda gerçekten dersine iyi çalışılmış; Alien filmlerindeki endüstriyel, paslı ve soğuk havayı iliklerinizde hissediyorsunuz.
Tabii bu bir yürüme simülasyonu değil. Oyunun temel döngüsü; keşfetmek, bozulan sistemleri tamir etmek ve hayatta kalmak üzerine kurulu. İstasyonun elektriği kesik, kapılar kilitli. Biz sektör sektör ilerleyip sigortaları değiştiriyor, jeneratörleri devreye sokuyor ve güvenlik kartlarımızın seviyesini yükselterek daha derinlere inmeye çalışıyoruz. İşte tam bu noktada oyunun en bayıldığım özelliğinden bahsetmek zorundayım: Kuantum Sandıkları. Hayatta kalma oyunlarının en gıcık tarafı nedir? Envanter dolunca geri dönüp eşya bırakmaktır, değil mi? İşte burada o sorunu kökten çözmüşler. Turuncu renkli bu özel sandıklara koyduğunuz bir eşyayı, haritanın bambaşka bir ucundaki diğer sandıktan geri alabiliyorsunuz. Bu, oyunun temposunu hiç düşürmeden backtracking yani geri dönme olayını katlanılabilir kılıyor.
Envanter demişken, Resident Evil severler buraya bayılacak çünkü klasik ızgara sistemi burada da var. Bulduğunuz pompalı tüfeği, sağlık paketini veya mermiyi çantaya sığdırmak için adeta Tetris oynuyorsunuz. Kaynak yönetimi şakaya gelmiyor; mermi az, düşmanlar ise acımasız. Hatta oyunun size en başta sunduğu seçenekler muazzam. Eğer, "Benim pil derdim olmasın, hikâyeye akayım" derseniz sınırsız fener özelliğini açabiliyorsunuz. Ama, "Yok arkadaş, ben acı çekmek istiyorum" derseniz, Iron Man mod’unu açıp tek bir can hakkıyla bu cehennemden çıkmaya çalışabilirsiniz. Ayrıca etrafta bulduğunuz çiplerle karakterinizin özelliklerini geliştirebildiğiniz tatlı bir ilerleme sistemi de mevcut.
Sessizlik bozulduğunda ise işler karışıyor. Başlarda tek tük karşınıza çıkan böcekler ve havalandırmadan sarkan şeyler, bir süre sonra yerini üzerinize koşan kahverengi, kaslı ucube yaratıklara bırakıyor. Savaş sistemi biraz reaktif yani reflekslerinize dayalı. Düşmanlar zeki taktikler yapmıyor belki, ama sürü halinde geldiklerinde ve dar koridorlarda bire altı kaldığınızda paniklememek elde değil. Vuruş hissi bazı noktalarda bir tık zayıf kalsa da merminiz bittiğinde yaşadığınız çaresizlik hissi oyunun korku dozunu tavan yaptırıyor. Kendinize güvenli bölgeler yaratmak için havalandırma kapaklarını tahtalarla kapatmak gibi stratejik hamleler yapmanız şart.