Kratos'un 2D bir macerasının geleceğini duyduğumda açıkçası çok heyecanlanmıştım. Üsteki bu oyunun bir Metroidvania olacağı söyleniyordu. God of War serisinin tamamını deneyimlemiş biri olarak, Kratos’un hem yeni bir macerada karşımıza çıkacağını, hem de ergenlik yıllarını anlatan bir oyun olacağını duyduğumda doğal olarak heyecanım daha da yükseldi. Sons of Sparta, aslında bazı anlarını biliyor olsam da merak ettiğim bir sorunun cevabını veriyor: Ares’ten önceki Kratos nasıldı?
Oyunda karşımıza çıkan genç Kratos, tanrılara bağlı, görev bilinci yüksek, kardeşi Deimos’u korumayı her şeyin önüne koyan, zaman zaman kibarlaşan ama içten içe geleceği hakkında ipuçları veren bir karakter olarak resmedilmiş. Karakterler arasındaki diyaloglar ve karakterin Sparta’daki yaşamı, Kratos’un bambaşka bir hayatı olabileceği ihtimalini gözler önüne seriyor.
Hikayenin çerçeve anlatısı serinin geneline kıyasla biraz çocukça kalıyor ama ben genel hatlarıyla oldukça sevdim. Kratos’un kızına geçmişini bir masal gibi anlatması ve Calliope’nin bu hikayeye zaman zaman şüpheyle yaklaşması, anlatıya hem merak hem de ikilem unsurunu sokmuş. Baba-kız arasındaki diyaloglar oyunun en samimi anlarını oluşturmuş. Ne var ki bu güçlü anlatım, oynanış tarafında aynı seviyeye ulaşamıyor.
Sons of Sparta, klasik metroidvania formülünü aslında birebir uyguluyor. Haritada ilerliyor, yeni yetenekler kazanıyor, eski bölgelere geri dönüyor ve kilitli alanları açıyorsunuz. Ancak bu yapı son derece yavaş ilerliyor ve seriye özel hiçbir katkı yapılmamış. Yani ne Metroidvania türüne ne de God of War oynanışından tam anlamıyla bir yenilik taşımıyor. Üstelik iyileşme iksiri, sprint ya da çift zıplama gibi temel yeteneklerin saatler sonra açılması, oyunun ilk yarısını gereksiz yere ağırlaştırmış. Oyun çok geç açılıyor ve uzun süre boyunca basit platform bölümlerinde koşturmak, monoton bir ilerleyişe mahkum olmak zorunda kalıyorsunuz.
Harita tasarımları görsel olarak tatmin edici. Birçok kişinin aksine grafik tarzı beni negatif anlamda çok etkilemedi. Daedalus’un atölyesi, sisli bataklıklar, lanetli köyler gibi mekânlar ilgi çekici. Üzücü olan tarafı ise bu bölgelerin bir derinliğinin olmaması. Pek çok mekan, arka planında ilginç olaylar barındırabilecek potansiyele sahipken, Sons of Sparta bu fırsatları değerlendirmiyor. mekanlar sanki oynanış olarak aynı ama makyajla farklılaşmış hissiyatı hakim.
Dövüş sistemi ise oyunun en tutarlı, ama aynı zamanda en tartışmalı tarafı. Kratos bu kez mızrak ve kalkanla savaşıyor. Sistem oldukça basit işliyor. Farklı mızrak uçları ve tanrısal güçler sayesinde teoride çok sayıda kombinasyon mümkün. Pratikte ise durum tam tersine dönüşüyor. Kombo sergilemekten ziyade en kolay ve işinize yarayacak ataklarla aksiyonu geçiştiriyorsunuz. Geri kalan sistem büyük ölçüde işlevsiz kalıyor.