Bugün 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de emeğin, üretimin ve dayanışmanın günü olarak kutlanan 1 Mayıs’ın otomobil dünyası için ise bambaşka bir anlamı var. Daha doğrusu, motor sporları tarihinin en acı hatıralarından biri bu tarihle özdeşleşmiş durumda.

Günümüzde motor sporlarının zirvesi olarak kabul edilen Formula 1, çoğu zaman yalnızca pist üzerindeki rekabetle değil; kazalar, takım içi gerilimler, genç pilotlar arasındaki çekişmeler ve sporun ekonomik-politik dengeleriyle de gündeme geliyor. Ancak Formula 1’in geçmişine bakıldığında, bu sporun milyonlarca insan için yalnızca hızdan ibaret olmadığı görülüyor.

Formula 1’i yıllar içinde bir tutkuya dönüştüren şey; bitiş çizgisine kadar süren mücadele, sürücüler arasındaki büyük rekabet, zaman zaman sportmenliğin öne çıktığı unutulmaz anlar ve elbette bu spora damga vuran efsane pilotlardı.

Bugün birçok kişi güncel pilot kadrosunun tamamını sayamayabilir. Ancak 2012’de emekli olana kadar 7 kez dünya şampiyonu olan Michael Schumacher’in adını bilmeyenlerin sayısı oldukça azdır. Schumacher gibi Formula 1 ile özdeşleşen bir başka isim daha var ki, 1 Mayıs tarihine otomobil dünyası açısından hüzünlü bir anlam kazandırıyor: Ayrton Senna da Silva.

Stirling Moss, Emerson Fittipaldi, James Hunt, Niki Lauda, Alain Prost ve Fernando Alonso gibi Formula 1 tarihine geçen birçok büyük pilotun aksine Senna, yalnızca pistteki başarılarıyla değil, özellikle kendi ülkesi Brezilya’da yediden yetmişe herkesin tanıdığı bir ulusal simgeye dönüşmesiyle de ayrıştı.

Otoriteler tarafından Michael Schumacher ile birlikte gelmiş geçmiş en iyi pilotlardan biri olarak kabul edilen Brezilyalı yarışçı, sanılanın aksine en fazla şampiyonluk kazanan isimlerden biri değildi. Kariyeri boyunca 3 kez dünya şampiyonu oldu; 41 yarış kazandı ve 65 pole pozisyonu elde etti. Ancak Senna’nın bugün hâlâ büyük kitleler tarafından hatırlanmasının sebebi yalnızca kupaları değil, ardında bıraktığı hikâyeydi.