Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

İnsanlık, var olanı sıfatlandırma konusunda epey hünerlidir. Her şeyin ve herkesin bir sıfatı var: insanların, hayvanların, bitkilerin nesnelerin... Peki hiç, kendi sıfatınızı sorguladığınız oldu mu? Azerbaycanlı sanatçı Yahya Perviz Tan’ın, Red Rouge Art’ta açılan solo sergisi “Bir sıfat...”ı gezdiğinizde ister istemez kendi sıfatınızı sorguluyorsunuz: Ben kimim, neyim?

Sıfat, tanımlamaktır. Fakat Tan, tanımlama yapmaktan kaçınıyor yapıtlarında. Hissettirmenin önemini vurguluyor ve duyguların dünyasına kapı aralıyor. Hem soyut hem figüratif yapıtlar, bakışın doğasına, kimliğin nasıl kurulduğuna ve izleyen ile izlenen arasındaki görünmez ilişkiye odaklanıyor. Tan’a soyut ve figüratif tercihini soruyoruz, şöyle yanıtlıyor: “Bu bilinçli bir tercih. Figür ile soyut alan arasındaki gerilim, aslında benim hissettiğim şeyin karşılığı. O alan, hem görünene hem sezilene ait.”

Tan’ın bu tercihi, yukarıda belirtilen sorgulamaya taşıyor izleyeni: “Neden buradayım? Bunu neden izliyorum? İzleniyor muyum?” Bu deneyimde kişi, eserlerin yanı sıra kendi bakışıyla da yüzleşmeye davet ediliyor.

Tan’a göre, bir şeyi tanımlamadan önce insanın hissettiği duygu, çoğu zaman tanımın kendisinden daha samimi. Sergideki yapıtlar, izleyenlere duygu geçişleri yaratıyor. Bazen çocukluk, bazen gençlik, bazen gerçekleşmeyen hayallerin anlatısı kulaklarda çınlıyor.

Yapıtlar sanki bir hikâyenin resmedilmiş hali. Her birinin bir hikâyesi var mı, yoksa her biri farklı bir hikâye mi, diye soruyoruz Tan’a. “Bazı tek işlerimin ve seri çalışmalarımın çıkış noktası var ama ben onları kapalı hikâyeler olarak görmüyorum” diyor ve ekliyor: Daha çok açık uçlu durumlar diyebilirim. Dolayısıyla her eser, bende başlayan ama izleyicide tamamlanan bir hikâye haline geliyor. Aynı resim, farklı insanlarda farklı anlatılara dönüşebiliyor.”