Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Tariria’nın bulunduğu zemin, başlı başına güçlü bir önerme taşıyor: Antik Urartu mirasıyla çağdaş mimari dili aynı cümlede buluşturan bir eşik. Bu sergiyle birlikte o eşik daha da genişliyor. Van, Doğu Asya ile Avrupa arasında yalnızca bir geçiş noktası değil; malzeme, emek ve sebat üzerine kurulan ortak bir sanat dilinin de durağına dönüşüyor.

Hsu Yunghsu, çağdaş seramik sanatında uzun süredir ayrıksı bir yerde duruyor. Kili yalnızca biçimlendirilen bir malzeme olarak değil, bedenle birlikte çalışan, direnen, iz bırakan bir varlık gibi ele alıyor. Yaklaşık kırk yıl önce akademik kariyerinin konforunu geride bırakarak üretimini bütünüyle toprağa ve ateşe adayan sanatçı, bugün çalışmalarını Tayvan’ın Tainan kentinde, ülkenin en büyük seramik fırın atölyelerinden birinde sürdürüyor.

Sergide ilk bakışta dikkat çeken şey “güzellik”ten çok gerilim. Hsu Yunghsu’nun yapıtları pürüzsüzlüğü reddediyor; çatlaklar, boşluklar, isli tonlar ve katman katman yükselen yüzeyler, bilinçli bir estetik tercihe dönüşüyor. Özellikle dalgalı, kıvrımlı, anıtsal formlar izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, malzemenin ağırlığını neredeyse bedende hissetmeye çağırıyor.

Sanatçının bu yaklaşımında, 2005–2006 yıllarında New York’ta gerçekleştirdiği sanatçı rezidansı sırasında Richard Serra’nın anıtsal çelik heykelleriyle karşılaşmasının izleri belirgin. Ama Yunghsu, Serra’nın metalde kurduğu ağırlık duygusunu seramiğin kırılganlığıyla yeniden yazıyor. Burada kütle kadar boşluk da konuşuyor; yüzey kadar oyuklar da anlam taşıyor.

Duvar yerleştirmelerinde ise organik bir çoğalma hissi öne çıkıyor. Kemiksi, kabuksu, biyomorfik çağrışımlar taşıyan modüler yüzeyler; doğanın büyüme ritimlerini, tortuyu, birikmeyi ve zamana yayılan emeği hatırlatıyor. Eserler, mekâna göre genişleyen bir dil kuruyor; sanki her biri bulunduğu yere yeniden kök salıyor.