Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.
Sahnede uzun bir yol... Hafif bir ışığın vurduğu bu yolun kahramanı Willy Loman.
Arthur Miller’ın 20. yüzyıla damgasını vuran “Satıcının Ölümü” adlı eserindeki satıcı. Sahnede gördüğümüz bu yolda Willy Loman’ın umutlarına, hayal kırıklıklarına ve ailesiyle yaşadığı ilişkiye tanıklık ediyoruz. Sahnedeki dekorun sadece uzun bir yol olması ve bütün oyunun bu yolun üzerinde bir ev, restorant, şirket, otel odası olarak kullanılması biz seyircileri etkiliyor. Çünkü hepimizin yaşamı bir yoldan ibaret değil mi? Bazılarımızın kısa ve bazılarımızın ise uzun olan yolunda, gözyaşı, kahkaha var. Ve emeklemeyle başlayan bu hayatımızı yine bazılarımız emekleyerek bitirmiyor mu?
Hepimizin yaşamına ilişkin bir hayali vardır mutlaka. Tabii hayalin ne kadarı gerçek oluyor ne kadarı hayalde kalıyor işte bütün mesele bu. Loman hayalinin içinde hapsolmuş, kendisini ve çocuklarını olmasını istediği gibi görüyor. Belki de tek gerçekliği karısı Linda. Ama onu da seyahatlerinde sığındığı bahanesi yalnızlığıyla aldatıyor. Bu gelgitlerle başa çıkmaya çalışan Willy’nin yaşamı tek kelimeyle trajik. Sonrası mı, II. Dünya Savaşı sonrasındaki ABD insanının, aktif değişken ekonomik ortamdan etkilenip, geçmişle gelecek arasındaki gidip gelmelerin artması ve bunalıma girerek intihar etmesiyle sonuçlanıyor. Tam olarak emekleyerek sonunu getiren bir adamın yolculuğu. Kendi içinde büyük ışık saçan bir güneş ama gerçekte çoktan çökmüş bir sis ve alacakaranlık. Diğer bir deyişle, etkileyici konunun vurgusal içeriğiyle işlenmiş oyunda bu adamın toplumsal yapı içindeki yeri trajik biçimde sorgulanıyor.
Artur Miller’ın “Satıcının Ölümü” tam olarak bir diyalog oyunu.
Oyuncular ünlü, büyük sahnede oynanmalı ve o zaman da sahne nasıl doldurulmalı diye düşünülmüş olabilir mi? Sandalye taşımak ya da restoranda yemek yiyen müşterileri canlandırmak için bu kadar kalabalık bir ekibe ne gerek var sahnede demeden edemiyor insan.