Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Dostlarla sahilde yürüdükten sonra kendimi Atatürk Kültür Merkezi Zehra Yıldız Salonu’nda buldum. Fırsat bu fırsat, Samsun Devlet Opera ve Balesi’nin sahnelediği “Hanım Olan Hizmetçi”yi izlemek istedim.

G.B. Pergolesi’nin yüzyılları aşıp bugüne gelen La Serva Padrona’sı, Şahan Gürkan rejisiyle Türkçe bir yorum içinde yeniden hayat buluyor. İlk bakışta hafif, eğlenceli, hatta oyunbaz bir hikâye gibi duruyor. Ama perde açıldıkça anlıyorsunuz ki anlatılan şey, bir evin içindeki küçük bir çekişmeden ibaret değil. İşin içinde güç var, alışkanlık var, yalnızlık var, sınıf var; bir de bütün bunların arasından yavaş yavaş beliriveren insan hâlleri.

Emekli Albay Uberto, hayatını düzenle ayakta tutan bir adam. Eşyaların yeri belli, alışkanlıkların saati belli, dünyasının sınırları belli. Ama bu katı görüntünün gerisinde, hayatı kontrol ederek tutunmaya çalışan kırılgan bir ruh da var. Serpina ise o eve yalnızca hizmetçi olarak giren biri değil; oyunu değiştiren, dengeyi kendi lehine çeviren, evin görünmeyen merkezini ele geçiren bir güç. Tam da bu yüzden eser, yalnızca bir komik opera olmaktan çıkıyor; ev içindeki rollerin, iktidarın ve yakınlığın nasıl yer değiştirdiğini gösteren canlı bir sahne anlatısına dönüşüyor.

Samsun yorumunda en çok hoşuma giden şey, yapıtın hafif görünen yapısının altındaki katmanların kaybolmaması oldu. Şahan Gürkan’ın rejisi, eseri yalnızca güldürmeye yaslamıyor; karakterlerin iç gerilimini de görünür kılıyor. Böylece seyirci bir yandan sahnedeki mizahın ritmine kapılırken, öte yandan her kahkahanın altında başka bir duygunun kıpırdadığını hissediyor. Uberto’nun sert görünen dünyasıyla Serpina’nın kıvrak zekâsı arasındaki karşılaşma da sahnede giderek daha sahici bir çekime dönüşüyor.

Bu yapımın güçlü yanlarından biri de müziği yalnızca eşlik eden bir unsur gibi değil, sahnenin soluk alıp verişine katılan bir damar gibi kullanması. Pergolesi’nin zarif, akıcı, kıvrak müziği burada hikâyenin ruhunu taşıyan başlıca unsurlardan birine dönüşüyor. Sahnede kurulan dünya; dekoru, kostümü ve ışığıyla bir bütünlük duygusu taşıyor. Müzik sorumluluğunu Diego Moccia üstlenirken, dekor tasarımında Orhan Açıkgöz’ün, kostümde Gülnur Çağlayan’ın, ışıkta ise Erdem Kuzaytepe’nin katkısı yapımın atmosferini tamamlıyor. Göze batmadan kurulan bu estetik denge, oyunun tadını artırıyor.