Kitap dünyasına açılan kapınızı aralayın! En sevdiğiniz kitapları indirimli fiyatlarla keşfedin ve hayal gücünüzü genişletin.

Bu kadar anlamlı, “doğru” kararlar alan bir jüriyi alkışlamayı özlemiştik! Tırnak içinde yazıyorum, çünkü gerçeklerin sürekli çarpıtıldığı, yalanların dayatıldığı, doğruların unutturulduğu, suların bulandırıldığı; insan hakları, demokrasi, laiklik gibi birlikte, barış içinde yaşamanın temel direklerinin hedef alındığı, kendilerine kutsal misyonlar yükleyen “seçilmiş” diktatörlerin çoğaldığı, devlet terörizminin her coğrafyada sesini yükselttiği, faşizmin ayak seslerinin artık burnunuzun dibine geldiği; cinsel, etnik, dinsel ya da felsefi tüm farklılıkların hedefleştirildiği bir dönemde, “Sinema (genelde sanat) ne yapabilir ki” demeyin.

Bilinçli ve sorumlu olması çok şeyi değiştirebilir. Klasik deyişiyle, içerikle biçimi buluşturarak bu “kutsal sorumluluğu” yüklenebilir. Her dönemde de yüklenmemiş midir zaten? İşte bu bilinç eşliğinde yapılmış filmleri ön plana çıkarmak; çok kültürlü jürinin de sanatsal sorumluluğuydu kuşkusuz. Ve o dokuz kişi, bilinçle, özgün sanatsal biçemleri de göz ardı etmeden, üstlendikleri “kutsal” sorumluluğun hakkını verdiler.

“Fjord”un ödül alacağından emindik ama ilk sıraya çıkamayacak olmasından korkuyorduk. Kendi “kutsal”larını sorgulamaya davet edilen izleyici ve yorumcular arasında rahatsız olanlar az değildi. Neyi, kimi savunuyordu Rumen yönetmen? Mungiu’nun, tören gecesi sahnede verdiği yanıtı aktarmakla yetinelim: “Çocuklarımıza bıraktıklarımızdan pek gurur duymuyorum. Onlardan bir değişiklik yapmalarını istemeden önce, kendimizin küçük bir değişiklik yapmasının önemli olduğuna inanıyorum. Evet, işe kendimizden başlamalıyız... Parçalanmış, radikalleşmiş toplumlarda yaşanan acı gerçeklerle karşı karşıya gelen bir yönetmenin, hoşgörü, kapsayıcılık ve empati mesajı veren filmler gerçekleştirmesi bana göre daha doğrudur...”

Cristian Mungiu, ödül gecesinden birkaç saat önce açıklanan önemli yan ödüllerin hepsini (Vatandaşlık Ödülü, Kiliseler Birliği Ödülü ve FIPRESCI uluslararası eleştirmenler federasyonu ödülü) almıştı zaten.

“Minotaur”a verilen Büyük Ödül ile “Altın Palmiye”den sonra ikinci sırayı alan Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev de aynı sorumlu yaklaşımı sergiliyordu. Sahnedeki kısa konuşmasında Putin’e, adını telaffuz bile etmeden, Ukrayna’da barış çağrısında bulundu. Yarışmalı bölümdeki iki bağımsız Amerikan sinema örneği listede yer alamayınca dünyaya hükmetmeye çalışan baş diktatöre karşı söz edecek kimse de çıkmadı. Lübnan savaşına karşı tavırlar dile getirildi; Kanadalı yönetmen Xavier Dolan, Filistinli şair Mahmud Derviş’ten dizeler okudu. Hoşgörüden, dayanışmadan, direnişten, farklı olana saygıdan söz edildi.