Bir süre önce tiyatro oyunu için rol arkadaşlarıyla birlikte toplu bir söyleşi yapmıştık. Şimdiyse uzun yıllar sonra baş başa röportaj için buluştuk. Her zamanki gibi çok zarif görünüyor, çok güzel ve etkileyici bir duruşu var. Sıcakkanlı ve çok doğal. “Onu sormayın”, “Bunu cevaplamam” gibi kuralları yok. Başlıyoruz muhabbete...

◊ Birçok ismin birkaç sene tutunabildiği oyunculuk ve müzik sektöründe sizin zamansızlığınızın sırrı ne?

Bir kere eskilerden geliyor olmamız... Neredeyse 30-40 yıldır bu camianın içindeyim. Onun getirdiği bir seyirci tanınırlığı, bilinirliği var. Ayrıca hiç işime ara vermedim. Birkaç sene kafamı dinleyeyim, biraz gezeyim, dinleneyim demedim. Sürekliliği hep sağladım. Çünkü bundan zevk alıyorum, işimi çok seviyorum, yaşamı daha tatlı, katlanılır hale getiriyor. Sanırım hepsi bir arada süreklilik sağlanmış oluyor.

◊ “Hiç ara vermedim” dediniz. Günümüzün popüler bir tabiri var; ‘tükenmişlik sendromu’... Bunca zaman hiç tükenmediniz mi?

İnsan yoruluyor; hayatın, çalışma ve yaşam koşullarının bazen bunalttığı dönemler oluyor. Ama ben bütün bunların üstesinden ancak çalışarak gelebiliyorum. Benim ilacım, yakıtım, antidepresanım çalışmak gibi. Boş kaldığım zaman kendimi daha kötü hissediyorum. Ufak aralarda da küçük seyahatler yapmayı, yeni yerler görmeyi çok seviyorum.

◊ 46 yıldır tanınıyorsunuz. Bu şöhret için çok iddialı bir zaman. Sevdiniz mi şöhreti, tanınmayı?