Şubat ayında ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarıyla tırmanan gerilim, uluslararası kamuoyunu uzun süre diken üstünde tutarken, taraflardan gelen son açıklamalar krizin seyrinde geçici de olsa bir yumuşamaya işaret ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran’la iki haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurması, diplomasi kanallarının yeniden devreye girdiğini gösteriyor. Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerin ardından gelen bu açıklama, askeri tansiyonun yerini temkinli bir müzakere sürecine bırakabileceği yönünde beklentileri artırdı.Trump, İran’daki askeri hedeflerin büyük ölçüde gerçekleştirildiğini savunurken, Tahran’dan iletilen 10 maddelik teklifin 'uzun vadeli barış' için müzakereye açık bir zemin sunduğunu ifade etti. Buna karşılık İran cephesinden yapılan açıklamalarda ise ateşkesin yeni lider Mücteba Hamaney tarafından onaylandığı belirtilirken, sürecin farklı bir zafer söylemiyle çerçevelendiği görüldü.Ancak yine de nükleer silah tehdidine ilişkin küresel tartışmalar devam ediyor. Trump’ın, operasyonların ilk günlerinde İran’ın nükleer kapasitesini “yakın bir tehlike” olarak nitelendirirken, sonrasında daha temkinli bir dil benimsemesi ise hem Washington’da hem de uluslararası güvenlik çevrelerinde dikkatle izlenen bir tutarsızlık olarak öne çıkıyor.TRUMP’TAN DİKKAT ÇEKEN GERİ ADIMGeçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada ABD kamuoyuna savaşın gerekçesini anlatması beklenen Trump, İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin sorulara beklenmedik bir yanıt verdi. Trump, söz konusu stok hakkında “umurumda değil” ifadesini kullanarak, uranyumun yerin çok altında bulunduğunu, bu nedenle doğrudan bir tehdit oluşturmadığını ve uydu sistemleriyle kolaylıkla izlenebileceğini savundu.Ancak aynı gün televizyon üzerinden yaptığı başka bir açıklamada ise tonunu yeniden sertleştiren Trump, İran’ın herhangi bir hamle yapması durumunda “çok sert bir şekilde, füzelerle karşılık verileceğini” söyledi. Bu iki farklı açıklama, ABD yönetiminin İran’ın nükleer kapasitesine yönelik stratejisinin netliği konusunda tartışmaları beraberinde getirdi. Bugün ise ateşkes konusu gündemde...

YÜKSEK RİSKLİ OPERASYON GÜNDEMDEYDİ: İSFAHAN VE NATANZ PLANITrump’ın zenginleştirilmiş uranyum stokuna dair son açıklamaları, iddialara göre ABD özel kuvvetlerine yönelik dikkat çekici bir planın kendisine sunulmasından yalnızca birkaç gün sonra geldi. Söz konusu plana göre, İran’daki İsfahan ve Natanz tesislerine düzenlenecek bir baskınla, yer altında saklanan yaklaşık 400 kilogram yani yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun ele geçirilmesi hedefleniyordu.Bilindiği üzere nükleer silah üretimi için gerekli zenginleştirme oranı yüzde 90 seviyesinde bulunuyor. Bu da İran’ın mevcut stokunun teknik olarak silah üretimine ‘yakın’ bir aşamada olduğunu gösteriyor.‘GÜNLER İÇİNDE ZENGİNLEŞTİRME MÜMKÜN’Uluslararası nükleer denetimden sorumlu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na göre, İran geçen yıl haziran ayındaki saldırılardan bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlamadı. Yine The Times’ta yer alan haber göre kurumun genel direktörü Rafael Grossi, mevcut stokun İran sınırları içinde bulunmaya devam etmesi halinde sürecin çok hızlı yeniden başlatılabileceği uyarısında bulundu. Grossi, ek zenginleştirmenin “günler ya da haftalar içinde” gerçekleşebileceğini belirterek, nükleer krizin halen kontrol altına alınmış olmadığını açıkça ortaya koydu.Washington merkezli Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü başkanı ve eski IAEA müfettişi David Albright ise Trump yönetimini İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokuna yönelik somut adım atmadan askeri operasyonu sonlandırmakla eleştirdi.Albright, ABD özel kuvvetlerinin planladığı baskın operasyonunu “çok uçuk” olarak nitelendirirken, havadan gerçekleştirilebilecek alternatif yöntemlerle stokların erişilemez hale getirilebileceğini ifade etti. Özellikle uranyumun daha derin tünellere gömülmesi gibi yöntemlerin etkili olabileceğini belirten Albright, “Stokların ulaşılamaz olduğu yönündeki ifade doğru değil” dedi.