Tabii bu durum bazı tartışmaları da beraberinde getirdi. Öğrencilerin ödev, proje, sunum veya sınavlarında bu araçları kullanmasının uygunluğu eğitim camiasında hâlâ önemli bir soru işaretiyken, şimdi de ‘doktor’ unvanını almak için hazırlanan tez ya da ‘doçent’ unvanı için gerekli olan akademik yayınlarda bu teknolojinin aktif kullanımı söz konusu.
Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Mehmet Önder Efe, akademik sistemde gelişen teknoloji nedeniyle yeni düzenlemeler gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Standart 6 sayfalık konferans bildirileri, 8-10 sayfalık dergi makaleleri, onlarca sayfadan oluşan tezler artık yapay zekânın hızlıca üretebildiği çıktılar haline geldi. Akademik sistemin kendi metriklerini yeniden tanımlaması ve yeni bir sınav ya da savunma yöntemi geliştirmesi gerekli. Geç kalınırsa iyi bir yapay zekâ modelinin ürettiği çıktılarla hızlıca unvan alan kişilerin sayısı artacak. Bu konu üniversite senatolarının ve YÖK’ün gündeminde olmalı, geç kalıyoruz. Özellikle yapay zekâ ile birlikte tez ve yayın sayısında oldukça dikkat çeken bir artış var. Bunu öğrenciler dahil akademik hayatın her katmanında görüyoruz.
Yapay zekâ örneğin literatür taraması yapan araştırmacının ilgili kaynaklara ulaşmasını, bu kaynaklardaki verileri belli ölçütlere göre sınıflamasını kolaylaştırıyor. Kod yazarak da tasarım ve geliştirme süreçlerini hızlandırabiliyor. Bir doktora savunmasında yer alan materyalin ne kadarının yapay zekâ destekli biçimde üretildiğini, adayın özgün katkısının ve yaptığı çalışmaya hâkimiyetinin anlaşılması için adayın daha uzun ve bilgisayarsız bir sunum yapması istenebilir. Yapay zekânın uygunsuz kullanımı niteliği düşük bireylerin çoğalmasına neden olur.”