Türkiye, tek parti iktidarının millete yaslanmayan uygulamaları ve yılgınlığı içinde "Yeter, Söz Milletindir!" diyerek 1950'de Demokrat Parti'yi (DP) işbaşına getirdi ve üç seçim üst üste iktidarda tuttu. Ancak demokrasiyi hazmedemeyen "CHP + Ordu + Medya" formülü, ilk kez 1960 yılında organize bir şekilde işletildi. Gerek sivil kuvvetler gerekse dış odaklar DP'ye karşı birleşti. Ve Türkiye, 27 Mayıs sabahına bir utançla, yani darbeyle uyandı. Köpek ve Bebek Davaları gibi uyduruk davalar; "düşkünler" diyerek itibarlarını ayaklar altına alan kurgu filmler çekmeler; demokrasi mücadelesini küçümseyen beyanlar ve sonraki yıllarda siyaset yapacakların gözünü korkutmaya dönük kararlar döneme damgasını vurdu. Turgut Özal başta olmak üzere Türkiye'de siyaset yapanlar her zaman, "Siyaset adamının bir bayramlık, bir de idamlık gömleği vardır. Bu işe girerken bunu biliyordum" sözlerini kullandı. 2013'teki Gezi olaylarının yıldönümüne denk düşen her 27 Mayıs'ta vatandaşların "Astınız: Menderes... Zehirlediniz: Özal... Yedirmeyiz: Erdoğan" pankartları zihinlere kazındı.
MİLLETİME EBEDİ SAADETLER DİLERİM Menderes, 17 Eylül 1961 Pazar günü saat 13.21'de üzerine beyaz gömlek giydirilerek idam edildi. Kelime-i şehadet getirerek idam sehpasına yürüyen Menderes'in son sözleri, "Kırgınlığım yok. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum" oldu. Polatkan ve Zorlu ise 16 Eylül 1961 tarihinde idam edildi. Zorlu'nun son sözü "Memlekete hizmet ettim, arkama bakmıyorum. Çocuklarımı koruyun. Beni siz asmayın, ben sandalyeyi tekmelerim" olurken Polatkan, "Suçsuzum. Milletime, vatanıma hizmetten başka bir şey yapmadım. Karımı ve çocuklarımı Allah'a emanet ediyorum" oldu.
İDAM İPİNİN PARASI BİLE AİLELERE ÖDETİLDİ Demokrasi şehitlerinin geride kalan aileleri de onlarca yıl maddi, hukuki ve psikolojik zulümlere mahkûm edildi. Yargılamalar sürerken liderlerin ve ailelerinin banka hesapları donduruldu, mal varlıklarına el konuldu. Aileler evlerine ekmek alamayacak kadar derin bir yoksulluğa itildi. Lojmanlardan gece yarısı dışarı atıldılar; yeni evlerinin elektrik ve su hatları kesildi. Belki de en büyük zulüm; idamlarda kullanılan kınnap (ip) parası, cellat ücreti ve eşyaların nakliye masraflarını içeren faturaların resmi olarak ailelerden tahsil edilmesi oldu. İdamların ardından cenazelerin ailelere teslim edilmeyip İmralı Adası'na gizlice gömülmeleri yetmiyormuş gibi, mezar ziyaretleri de uzun yıllar yasaklandı.
UTANÇ LEKESİNİ ERDOĞAN SİLDİ Demokrasinin kara lekesi, daha sonra alınan kararlar ile ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Önce Yassıada yargılamaları tüm sonuçlarıyla yok hükmünde sayıldı. Sonrasında Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın acı dolu günler yaşadıkları "Yassıada", "Demokrasi ve Özgürlükler Adası" olarak yeniden düzenlendi. Böylece genç kuşakların tarihi hafızaya sahip olması, demokrasi için ödenen bedelleri unutmamaları hedeflendi. Bu üç demokrasi şehidinin İmralı'da bulunan mezarları, 17 Eylül 1990 tarihinde İstanbul Vatan Caddesi'ndeki anıt mezara taşındı.