ABD’nin İran ile yaptığı anlaşmanın yankıları dinmek bilmiyor. Beyaz Saray'ın en büyük İsrail dostu olarak nitelendirilen Donald Trump, attığı son adımla Başbakan Binyamin Netanyahu'nun en büyük stratejik hedefini yerle bir etti. ABD ile İran arasında varılan tarihi mutabakat, İsrail'in bölgedeki askeri üstünlük planlarını baltalarken, Tel Aviv koridorlarında Washington yönetimine yönelik ağır hakaretler ve isyan sesleri yükseliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, attığı geri adımın ardından İsrail kanadından gelen tepkilere oldukça sert yanıtlar verdi. Trump, New York Times'a verdiği demeçte Netanyahu'nun kendisine ne kadar minnettar olması gerektiğini söyleyerek bu yaraya tuz bastı. "Çünkü İran'ın nükleer silahı olsaydı, İsrail iki saat bile ayakta kalamazdı."

Bu tavrını uluslararası arenaya da taşıyan ABD lideri, Fransa'da düzenlenen G7 zirvesinde de benzer bir duruş sergiledi. Salı günü, Fransa'daki G7 zirvesinde gazetecilere yaptığı açıklamalarda da aynı temayı sürdürerek, ABD olmasaydı "İsrail olmazdı" dedi ve "anlaşmayı imzalamadan iki saat önce Lübnan'da, Beyrut'ta bir saldırı olmasından hoşlanmadığını" sözlerine ekledi. Trump'ın bu sözleri, İsrail'in Lübnan'daki askeri operasyonlarının Washington'ın diplomatik hamlelerini sabote etmesine izin vermeyeceğinin en net göstergesi oldu.

Washington'ın İran ile uzlaşma yolunu seçmesi, İsrail kabinesindeki aşırı sağcı unsurları adeta çileden çıkardı. ABD'nin koruyucu şemsiyesinden mahrum kalma korkusu yaşayan radikal bakanlar, Tahran rejimine karşı tek başlarına savaşma tehdidinde bulunuyor. Aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, rejimi devirme kampanyasına "biz kendimiz ve yaratıcı yollarla devam edeceğiz” diye söz verdi. Smotrich, varılan mutabakatın hem İsrail hem de tüm özgür dünya için büyük bir felaket olduğunu savunarak, ordunun Lübnan ve diğer cephelerde tam hareket serbestisine sahip olması gerektiğini iddia etti.

İsrail'de Netanyahu sonrası dönemin en güçlü başbakan adaylarından biri olarak gösterilen eski Başbakan Naftali Bennett de sessizliğini bozdu. Bennett, katıldığı uluslararası bir televizyon programında Tahran yönetimine doğrudan meydan okudu. Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Netanyahu'nun halefi olma ihtimali yüksek bir isim olarak İngiliz gazeteci Piers Morgan'a şunları söyledi : "İran rejimine şunu söylemek istiyorum... Şimdiye kadarki en büyük kabusunuz olacağım." Bennett, iktidara gelmesi durumunda İran'ın nükleer programını durdurmak için hiçbir taviz vermeyeceğini ve batılı müttefiklerin pasif tutumuna rağmen agresif bir politika izleyeceğini vurguladı.

İsrail'deki hayal kırıklığı ve öfke, diplomatik sınırları aşarak doğrudan ABD'li yetkililere yönelik ağır hakaretlere dönüştü. Netanyahu'nun gayriresmi sözcüsü konumundaki medya figürleri, Trump ve ekibini hedef tahtasına koydu. Kanal 14 gazetecisi ve Netanyahu'nun sözcüsü olarak kabul edilen Yinon Magal, ABD özel elçileri Steve Witkoff ve Jared Kushner'ı "küçük Yahudiler" olarak nitelendirdi. Trump'ı “kaybeden”, Başkan Yardımcısı JD Vance'i ise "pislik" olarak nitelendirdi. Magal, ABD'li temsilcilerin Katar tarafından satın alındığını ve İsrail'in çıkarlarının göz ardı edildiğini öne sürerek, Tel Aviv'in bu süreçte tamamen yalnız bırakıldığını savundu.