(TBMM) - CHP, tarikat ve cemaatlerin kamusal faaliyetlerinin araştırılması önerdi. AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, dini yapıların "Anadolu'nun irfan geleneği" olduğunu savunurken, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, "Devlet kadroları Menzil'den değil milletten alınmalı. FETÖ'den değil, bu halktan almalıyız" diyerek tepki gösterdi. CHP'nin önerisi AK Parti ve MHP'li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, CHP'nin Türkiye'de faaliyet gösteren cemaat ve tarikat yapılarının kamusal alandaki faaliyetlerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla verdiği öneri üzerine söz aldı.

AK Partili Yaz, "Değerli milletvekilleri, biz dinden bahsedecek olursak onu dinin sahibine sormamız lazım. O da şöyle diyor: 'Din Allah katında İslam'dır. O da Kur'an ve sünnetten ibarettir. Geriye kalan mezhep ve meşrepler din kültürüdür. Kur'an'la çelişmez.' Bu nedenle din ve devletten beslenerek bir menfaate ulaşmak ne kadar yanlışsa, dini sembolleri bahane ederek din ve dindara zarar vermeye çalışmak suretiyle siyasi rant elde etmek de o kadar yanlıştır. Önerinin içeriğine bakıldığında bunun yeni bir mesele olmadığı görülmektedir. Sürekli aynı şeyi tekrarlayıp milleti tedirgin etmenin kimseye faydası olamaz" diye konuştu.

"Türkiye'de tarikat ve cemaat meselesi konuşulurken çoğu zaman kavram kargaşası yapılır. Önce bunu ayırmak gerekir" diyen AK Partili Yaz, şöyle devam etti:"

"Değerli milletvekilleri, bu topraklarda asırlardır var olan dini kurumlar, Anadolu'nun irfan damarını besleyen yapılardır. Abdülkadir Geylani'den Halid-i Bağdadi'ye, Ahmed Yesevi'den Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli'ye kadar uzanan bir silsile vardır. Bu isimler sadece bir din büyüğünden ibaret değildir. Aynı zamanda bu milletin ahlakını, merhametini ve beraberlik duygusunu besleyen kaynaklardır. Anadolu şehirleri kurulurken her şeyden önce medreseler, vakıflar, dergahlar vardı. Bu müesseseler toplumdaki maneviyat boşluğunu doldurmaktaydı. Bu gerçeği görmeden bütün dini yapıları aynı torbaya koymak, milletin hafızasına haksızlık yapmaktır."

Elbette dinden beslenip devletin içine sızan, devleti ele geçirmeye kalkışan yapılara karşı hukuk sonuna kadar gereğini yapar. Bu konuda kimsenin tereddüdü olmasın. 15 Temmuz darbesi bu ülke insanlarının hafızasında daima canlı durmaktadır. Tekerrür etmemesi için her türlü tedbir alınmaktadır. Fakat o gece yaşanan ihanet üzerinden bu ülkenin bütün manevi yapılarını zan altında bırakmak da kabul edilemez. Bir yapının ihanet etmesi asırlık irfan geleneğini suçlu haline getiremez. Devlet hiyerarşisini bozacak paralel bağlar kuracak, hukukun dışına çıkacak her kim, her oluşum elbette devlete hesap verir. Buna kimse itiraz edemez. Ama milletin inanç dünyasını sürekli şüphe ve zan altında bırakmak da hiç kimseye bir fayda veremez. Bu ülkenin inanç hayatını anlamak yerine onu sürekli bir problem alanı olarak görmek alışkanlık haline getirilmemelidir. Oysa bu milletin değerleriyle kavga ederek bu ülkeye yön verme iddiası doğru değildir. Milletin hayatında cami, medrese, vakıf ve Kur'an kursu vardır ve hep var olacaktır. Bunlar Anadolu'nun sosyal dokusudur. İnsanların kalbine dokunan ve toplumu ayakta tutan damar buradan beslenir. Bu gerçekleri yok sayan bir siyaset anlayışı toplumun ruhunu asla anlayamaz. Devlet yalnızca kurumların toplamı değildir. Devlet aynı zamanda bir medeniyet hafızası taşır. O hafızanın içinde hukuk da var, irfan da var, ilim de var, bilim de var. Yapılması gereken şey şudur, hakiki olanı korumak, sahte olanı ayıklamaktır. Güçlü devlet, milletinin değerleriyle barış içinde yaşayan devlettir. Türkiye'nin ihtiyacı da tam da budur."