Son röportajımızın üzerinden dört yıl geçmiş. Onunla sohbet beni her defasında heyecanlandırıyor. İsmi ne kadar büyük olsa da egodan arınmış, abartısız bir duruşu var. Derin sohbetler edebileceğiniz biri. Gülüşüyle size iyi hissettiriyor, etrafına pozitif enerji saçıyor. Engin Akyürek’le başlıyoruz muhabbete...

◊ Yeni kitabın ‘İsimsiz’in tanıtımında “Ait olmadığı bir hayatın içinde kendine yer arayanların, unutulmuş isimlerin ve hiç söylenmemiş itirafların hikâyesidir” yazıyor. Sen bu hikâyelerle ne anlatmak istiyorsun?

Cevap vermek zor. Belki bu hikâyeler benim de kişisel olarak itiraflarım, hayata bakış açım, biraz dert ettiğim şeyler. Tabii gerçek değiller, hayal ettiğim, belki de duygu olarak hissettiğim hikâyeler. Gerçek hayatta yüksek sesle söylemek istediğim şeyleri birazcık bu hikâyelerle anlatmaya çalışıyorum. Bu hikâyeler üç yıllık bir zaman içinde yazıldı. O dönemde biraz bunları dert etmişim, biraz bunlar olmuş hayatımda.

◊ Senin hayatta söylenmemiş itirafların var mı?

Belki de yazarak ifade ediyorum bunu ben. Bazen söylemek istediğim bir şey hikâyenin içerisine sızıyor. Biraz yazarak, hikâye anlatarak belki de bu itirafı yapıyorum. Bu hikâyeleri okuduğunuzda elinize somut bir şey geçebilirmi? Bilmiyorum. Ama his olarak hayata, insanlığa nasıl baktığımı görebilirsiniz.

◊ Kitabın sözlerinden biri de şu: “Her insan bir hikâye taşır, bazılarının adı yoktur.” Peki, senin hikâyenin bir adı olsa ne olurdu?