Oysa bazen jeopolitik depremlerin gerçek kazananları cephede değil, savaşların ekonomik ve stratejik sonuçlarını yönetebilen başkentlerde ortaya çıkar. Bugün de böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Çünkü Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’daki gerilimler ile savaşlar; görünürde büyük riskler üretse de, bir ülke bu krizlerden sessiz ama son derece önemli kazanımlar elde ediyor. O ülke Çin...

- Rusya’ya uygulanan her yeni yaptırım paketi, paradoksal biçimde Pekin’in elini daha da güçlendirdi.

- Avrupa pazarını büyük ölçüde kaybeden Moskova’nın seçenekleri daraldıkça, Çin, Rusya’nın neredeyse vazgeçilmez ekonomik ortağına dönüştü. Bunun en önemli sonucu ise enerjide ortaya çıktı.

- Rusya, petrol ve doğal gazını yeni pazarlara yönlendirmek zorunda kaldı. Çin ise dünyanın en büyük enerji üreticilerinden birinden uzun vadeli, istikrarlı ve çoğu zaman indirimli fiyatlarla enerji tedarik etme imkânı elde etti.

- Bir anlamda Batı’nın Rusya’yı ekonomik olarak sıkıştırma politikası, Çin’in yıllardır aradığı enerji güvenliği denklemine beklenmedik bir katkı sundu.

Pekin’in stratejisi yalnızca ucuz enerji satın almakla sınırlı değil. Çin, yıllardır en büyük stratejik kırılganlığının enerji ithalatına bağımlılık olduğunu biliyor. Özellikle Körfez bölgesinden gelen petrolün önemli bir bölümü Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu nedenle ABD ile İran arasında yaşanan her kriz, teorik olarak Çin açısından ciddi bir risk oluşturuyor. Ancak Pekin, tam da bu nedenle yıllardır sistemli bir hazırlık yürütüyor.