Üç buçuk ay süren Suriye valiliğinden sonra Konya'da bir yıl valilik yapan ve eğitimle ilgili çalışmalar gerçekleştiren Ziya Paşa, son olarak 1878 yılında Adana'ya vali olarak atanmıştı. Adana'da eğitim ve kültür alanında faaliyet gösterdi. Bursa valisi Ahmet Vefik Paşa’yı örnek alarak bir tiyatro binası inşa ettirdi, temsil vermek üzere İstanbul’dan bir tiyatro heyeti getirtti ve Fransızcadan piyes tercüme etti. Kültür sanatta Adana’nın Batılılaşması’nın ilk görüntülerinden olan Adana’ya tiyatronun gelişi, Ziya Paşa’nın büyük çabalarıyla gerçekleşti. Adana’da imarla ilgili faaliyetlerde bulundu. Gülek nahiyesinde bir rüştüye (ortaokul) açtı. 

Ziya Paşa, iki yıla yakın valilik yaptığı Adana’da, 17 Mayıs 1880’de sirozdan hayatını kaybetti. Büyük bir cenaze töreninin ardından Adana Ulu Camii’nin yanına defnedildi. 1881 yılında Adana valisi Abidin Paşa tarafından Ziyâ Paşa için türbe yaptırıldı. Türbenin çevresi,1960'larda park haline getirildi. Gençliğimde Ziya Paşa Parkı’na ve mezarına giderdim. Şair şehir ilişkisini de o yıllarda düşünmeye başladım. 

Büyük şairlerle şehirler arasındaki ilişki, hem kentsel mekânın hem de edebi üretimin simgesel dünyasında derin bir etkileşim halindedir. 

Osmanlı döneminde şiirde şehir, yalnızca fiziksel bir yer değil, aynı zamanda düşünce, duygular ve kültürel kimliğin merkezidir. 

Şairler, İstanbul gibi büyük şehirleri fikri, duygusal ve estetik açıdan dönüştürerek şiirlerinde onu sembolize eder. 

Mekân algısı, bu şair şiir ilişkisini şekillendiren temel bir unsurdur. Şehir, yalnızca arka plan değil, şiiri doğuran aktif bir güçtür.