SETA Dış Politika Araştırmacısı Can Acun, terör örgütü PKK'nın silah bırakma sürecindeki son durumu AA Analiz için kaleme aldı.
Bir devlet inisiyatifi olarak başlatılan Terörsüz Türkiye sürecinde 25 Şubat 2025'te terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ın örgüte silahları bırakma çağrısı yapmasının üzerinden neredeyse 15 ay geçti. Bu süreç boyunca devlet, terör örgütüne karşı askeri operasyonları durdururken örgüt de Öcalan'ın talimatları doğrultusunda Mart 2025'te gerçekleştirdiği kongreyle kendini feshettiğini ilan etti ve sembolik olarak silah bırakma töreni düzenledi. Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) neredeyse tüm partilerin katılımıyla Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. Uzun çalışma temposunun ardından Şubat 2026'da örgün tasfiye süreci ve geri dönüşleri içeren yol haritası ve yasal/idari düzenlemelerin de ortaya konulduğu rapor açıklandı.
Ancak o günden itibaren PKK'nın Zap bölgesinde bazı mağaraları tasfiye etmesinin dışında Kandil, Gara, Mahmur, Sincar, Asos gibi bölgelerdeki kontrol alanlarını boşaltma ve silah bırakma konusunda hala direnç gösterdiği ve somut bir adım atmadığı görülüyor.
Sürecin başladığı ilk günlerden, Öcalan'ın (yeni askeri, siyasi ve sosyolojik gerçekliğin farkına vararak) örgütün ontolojik olarak anlamını yitirdiğini ilan ettiği döneme kadar, Kandil içerisinde farklı pozisyonlar oluştuğu görüldü. Örgüt içerisinde genel olarak silah bırakma sürecine muhalefet edildiği ancak bu kesimlerin Türkiye'nin askeri baskısının yanı sıra hem Öcalan'ın ağırlığını koyması hem de örgüt tabanından gelen taleplere dayanamayarak süreci kabullenmek durumunda kaldıkları görülüyordu.
Türkiye'de kırsalda zaten elimine edilen ve Kandil'de yoğunlaşan PKK/KCK Yürütme Konseyi, bu yeni gerçeklik bağlamında Irak'taki örgütsel kazanımlardan vazgeçme pahasına Suriye'de alan hakimiyetine dayanan bir bölgede de facto/de juri kontrol alanına sahip olabileceklerini düşündü. Konsey, Öcalan'ın silahları bırakma çağrısının Suriye'yi SDG/YPG'yi kapsamadığı iddiası üzerinden hareket alanı oluştururken, burada özellikle İsrail'in Esed rejimin deviren Ahmed Şara liderliğindeki yeni Suriye'yi hedef almasından da cesaretle yeni bir pozisyon belirleme çabası içerisinde oldu. Bu bağlamda 10 Mart'ta imzalanan entegrasyon mutabakatına da uymayarak, maksimalist taleplerle Suriye hükümetini zorlayınca, hızlı bir askeri harekata maruz kaldılar ve hiç beklemedikleri şekilde kazanımlarını çok büyük ölçüde kaybettikleri yeni bir anlaşmaya zorlandılar. Suriye'de kendilerine vehmettikleri askeri güce de sahip olmadıkları trajik şekilde görülmüş oldu. Böylece Terörsüz Türkiye sürecinin önündeki büyük bir engellerden birisi kalkmış oldu. Türkiye'nin eli PKK karşısında güçlenirken Öcalan ve DEM Parti ile Kandil kanadının da tasfiye sürecini daha fazla kabullenir bir görüntü içerisinde olduğu görüldü. Ancak ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırıları durumu yine değiştirdi.
İran'a yönelik saldırılar başlamadan hemen önce 22 Şubat 2026'da İranlı 5 Kürt muhalif örgüt, İran Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP), PKK'nın İran kanadı PJAK, PAK, Habat Komala, "Irak Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu" adıyla bir araya gelerek bir çatı yapı oluşturdu ve bir deklarasyon yayınladı. Farklı ideolojik ve çıkarlara sahip Kürt örgütlenmeler ABD ve Siyonist odakların yönlendirmesiyle bir araya getirildi. Bu grupların adeta İran'a yönelik savaşın hemen öncesinde bir hazırlık niteliğinde Tahran yönetimine karşı yapılacak bir kara harekatında koçbaşı olarak kullanılmaları hedefledi.