İyilikte doktora yapmış bir kadındı. Delikanlı yıllarımın geçtiği mahallenin orta yerinde bütün gün dolanır, kendi kendine akıl almaz sözcüklerle bir akıl sergisinin içinden geçerdi sanki. "İnsanın en değerli gücü hayal gücüdür" diye bir sözünü not ettiğimi hatırlıyorum. Öldüğünü ve sessiz sedasız gömüldüğünü duyduğumda çok üzülmüştüm.
Ölmeden yıllar önce organlarını bağışlamıştı güzel kalbiyle. Onun gözleriyle dünyaya bakmayı ne çok istemiştim oysa. Kalbindeki sihrin sırlarını çözebilmek için belki.
Bir naylon torba içinde takma dişlerini taşırdı. İnsanlara diş geçiremediği zamanlarda kullandığı bir sözünü hatırlayıp acı acı gülümsemiştim. "Allah'ım sen bunlara akıl fikir ver!" Sanki aynı dili konuşurduk da onun aklına platoniktim gençliğimde!
O kadının sürahilerin üzerindeki dantel örtüsü gibi bir hayat yaşadığını düşündüm. Çektiği acıları hiç hissettirmedi etrafına. Kimseyle pazarlık yapmadı, kimseden bir şey dilenmedi. İşaretler bıraktı hayat adına. Sokakta bulmadığı canı sokakta bıraktı. Ölümünden sonra "yaşarken verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim" pusulası bırakmış mıdır diye çok merak ettim. Ya kalem bulamamıştır ya zaman.
Bizim gibilerinin hayatı yazmaktır, okumaktır. Hayatta en çok insanları okumayı sevdim.
Oysa en sıradan insanlar belki de en gizemli insanlardır. Hayatını kendince yaşamış bir kadının organlarını bağışladığını duyduğum zaman hiç şaşırmamıştım. Kimsenin onun için bir şeyler yapmadığı bir dünyayı terk ederken, hala arkasından gelenleri düşünen duyguya hayranlığımı anlatamam.