Cumhuriyet Halk Partisi'nde uzun süredir gözlemlenen iç gerilimlerin son dönemde yaşanan siyasal ve hukuksal gelişmelerle birlikte yeni bir aşamaya geçtiği söylenebilir.

Bu yeni aşama, klasik anlamda bir hizip mücadelesinden veya dönemsel liderlik rekabetinden ziyade, partinin siyasal yönelimi, örgütsel meşruiyeti ve iktidar stratejisi üzerine kurulu çok katmanlı bir ayrışmayı ifade etmektedir.

Bu nedenle bugün CHP'de yaşanan süreci yalnızca bir genel başkanlık tartışması ya da kadro çekişmesi olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Asıl mesele, Türkiye'de merkez solun nasıl temsil edileceği, muhalefetin hangi yöntemlerle iktidar alternatifi üretmeye çalışacağı ve siyasal mücadelenin hangi toplumsal koalisyon üzerinden yürütüleceği konusunda ortaya çıkan farklı paradigmalardır.

Siyasal partiler literatüründe büyük kitle partilerinin zaman içinde farklı eğilimleri bünyelerinde barındırması olağan kabul edilir. Özellikle toplumsal tabanı geniş, tarihsel yükü ağır ve devlet geleneğiyle güçlü bağları bulunan partiler, homojen yapılardan çok farklı çıkar gruplarını, ideolojik kümeleri ve siyasal stratejileri aynı çatı altında toplayan koalisyonlar olarak işlerler.

CHP de uzun yıllardır bu niteliği taşıyan bir parti görünümündedir. Parti içinde sosyal demokrat, ulusalcı, liberal, merkezci, yerel yönetim odaklı pragmatik, yolunu bulmuş ve daha ideolojik sol çizgileri temsil eden çeşitli damarlar birlikte var olabilmiştir. Ancak bu farklılıklar uzun süre ortak bir kurumsal aidiyet ve örgütsel disiplin içinde dengelenirken, son yıllarda bu dengeyi sağlayan mekanizmaların ortadan kalktığı görülmektedir.

Bugün ortaya çıkan ayrışma, ilk bakışta ideolojik bir bölünme gibi görünse de özünde yolsuzluk ve yozlaşma ekonomisine bağlı paylaşım tartışmasıdır. Bir tarafta yerel seçimlerde elde edilen başarının ortaya çıkardığı yeni siyasal hattı ve rantı kurumsallaştırmak isteyen, belediyeleri iç iktidar değişiminin motoru olarak gören ve bu ekosistem üzerinden ülkede iktidarı hedefleyen bir yaklaşım bulunmaktadır. Diğer tarafta ise partinin tarihsel kimliğinin, örgütsel sürekliliğinin ve geleneksel seçmen tabanının korunmasını önceleyen, yolsuzluk ve yozlaşmayla malul kişilerin partiyi işgal ettiğini, bir dönüşüme tabi tuttuğunu ve bu hızlı dönüşümlerin parti kimliğini aşındırabileceğini düşünen bir anlayış yer almaktadır.