Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Ömer Faruk Yelkenci, "Kökleriyle bağlarını sağlam kurmuş, çağın imkanlarının farkında olan ve bunları etkili bir şekilde kullanabilen, çağın şartlarını dikkate alan, milli ve manevi değerlerimizi merkeze alan, aynı zamanda insani değerleri ve bütün dünyaya ait değerleri de ıskalamayan bir zemin üzerinde Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli'ni oluşturmuş olduk." dedi.
Yelkenci, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Maarifin Kalbinde Öğretmen ve Öğretmen Adayları Buluşuyor" programında, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" için tüm illerde çok değerli çalışmalar yapıldığını söyledi.
Bugün ve yarın gerçekleştirilecek atölye çalışmalarıyla öğretmen adaylarının Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ni tanıyacak olmalarının önemli olduğuna dikkati çeken Yelkenci, şöyle konuştu:
"Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli'nin bazı özellikleri var. Bunlardan en önemli ikisi beceri temelli bir program olması. Ben onu beceri örgüsü olarak ifade ediyorum çünkü birçok beceri birbiriyle ilişkili olarak programda yer almış durumda. İkincisi de değer temelli bir program olması. Bu yönleriyle bakıldığında ilk kez beceriler Milli Eğitim Bakanlığı kalite çerçevesine 2014 yılında girdi. Bu yeni bir gündem değil, Bakanımızın müsteşar olduğu dönemde gündeme aldığımız bir konu. Kökleriyle bağlarını sağlam kurmuş, çağın imkanlarının farkında olan ve bunları etkili bir şekilde kullanabilen, çağın şartlarını dikkate alan, milli ve manevi değerlerimizi merkeze alan, aynı zamanda insani değerleri ve bütün dünyaya ait değerleri de ıskalamayan bir zemin üzerinde Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli'ni oluşturmuş olduk."
Yelkenci, modelin beş bileşeninin olduğunu, bunların temel yaklaşım, öğrenci profili, erdem değer eylem çerçevesi, beceriler çerçevesi ve programın yapısı olduğunu ifade etti.
Model kapsamında yazılan programların farklı özellikleri olduğuna dikkati çeken Yelkenci, "Özgün, esnek ve yüzde 35 oranında sadeleştirme yapılmış olması. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne has özellikler olarak bunları sıralayabiliriz. Başladığımızda şunu esas aldık ve dedik ki 'Biz neden bize özgü bir müfredat geliştiremiyoruz, neden hep bir yerlerden transfer ediliyor?' Transfer ettiğinizde mutlaka bir şeyleri de taşımış oluyorsunuz. Bir kültürü ve bakış açısını da taşımış oluyorsunuz. Bu noktada kökleriyle bağlarını sağlam tutacağını ve imkanlarını kullanan şartlarının farkında olan o yapıyı oluşturmaya çalıştık." ifadelerini kullandı.