“9 Mayıs Rusya açısından birkaç sebeple önemli. Toplumsal açıdan bakıldığında da çok ciddi bir anlamı var. Çünkü Rusya’da İkinci Dünya Savaşı’ndan etkilenmemiş kimse yok. Aileden birini kaybetmemiş olan ya da savaştan dolayı başka yere göç etmek zorunda kalan veya savaş gazisi olan birileri olan… Savaşın neresinden olursa olsun mutlaka bir şekilde tabii önceki kuşaklar ama o kuşaklardan da yeni kuşaklara bu tecrübeler aktarılıyor. Dolayısıyla bu Sovyet Coğrafyasının en önemli günlerinden biri olarak değerlendirebiliriz.”

“Tarihsel açıdan bakıldığında da Alman faşizmine karşı zafer. Sadece Sovyetler Birliği açısından değil, bütün dünyayı düzlüğe çıkaran, bütün dünyada barışın ve istikrarın sağlanmasını sağlayan bir zafer oldu. O bakımdan baktığımızda dünya çapında etkileri olan bir zafer. 9 Mayıs olmasaydı dünya Nazi olurdu, Alman Hitler’in çizmeleri altında kalırdı. Bunun başka bir tarifini yapmak mümkün değil. İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği 30 milyona yakın bir insan kaybı yaşadı. Bu insanların ciddi bir kısmı Komünist Parti üyesi; bunların içerisinde Komünist Partisi’nin en üst düzeydeki yöneticilerinin çocukları da var. Stalin’in bir oğlu Almanlara esir düşüyor. Onu bir generalle takas etmek istiyorlar. Stalin de ‘Ben bir onbaşıya generali takas etmem’ diyor. Sonrasında Stalin’in oğlu esir kampında infaz ediliyor. Sadece o değil, Politbüro üyelerinin çocukları da hayatını kaybetmiş, hatta bazı Politbüro üyeleri birkaç çocuğunu birden kaybediyor.”

“Çok ciddi bir insan kaybı var. Sadece bu değil; topraklar zarar görüyor, şehirler yerle bir oluyor vs. Bu da İkinci Dünya Savaşı’nın bütün insanlığın lehine sonuçlanmasına yol açıyor. Diğer büyük ülkelerle kıyasladığımız zaman; ABD savaşa en son katılan, Batı’dan cepheyi çok geç açanlardan bir tanesi, Hitler’in kaybedeceğini, Sovyetler’in ilerlediğini ve Avrupa’yı hakimiyet altına alabilecğeini görüyorlar ve biraz da ‘Buraları Sovyetler’e kaptırmayalım’ bakışıyla ikinci cepheyi açtıklarını söyleyebiliriz. Fransa vs. bakıyorsunuz tek kurşun atmadan ülkeyi teslim ediyorlar, kurşun atanlar varsa da onlar Fransız komünistleri; İtalya’da vs. durum keza öyle.

İlk başta Münih komplosu olarak da nitelendirilen Münih Konferansı var. Orada Fransa’sı, İngiltere’si Hitler’e ciddi tavizler veriyor ve bu tavizleri vererek Hitler’i durdurabileceklerini düşünüyorlar. Bu tavizleri vererek aslında Hitler’i Sovyetler’in üzerine sürmeye çalışıyorlar. Tabii bu Hitler’i durdurmak yerine iştahını kabartıyor ve çok daha pervasız adımlar atmasına, çok daha saldırganlaşmasına sebep oluyor. Daha sonra Hitler’in savaşı kaybetmeye başlaması ile birlikte de yine bu tür fikirler Batı’da yer alıyor. O zaman da şöyle bir fikir geliştiriyorlar; ‘Hitler kaybediyor. Biz Hitler’i içeriden bir darbe ile yıkalım. Almanya içerisindeki Nazilerden belirli bir kuvvetle anlaşalım, onlarla da bir barış yapalım. Siz Fransa’yı vs. boşaltın ama Sovyetler’e ne yapıyorsanız yapın. Siz orayla devam edin’ şeklinde pazarlıklar ve görüşmeler de yapılıyor. Ki şunu da söyleyelim; Sovyetler birliği İngilizlere, Fransızlara, Amerikalılara öncesinde Nazilere karşı iş birliği teklif ediyor; bunları reddediyorlar. Tam tersine Münih’te Sovyetler’e karşı Nazirlerle bir iş birliği içerisine giriyorlar. Onun üzerine Sovyetler Ribbentrop-Molotov Paktı ile buna bir cevap veriyor ve Nazi saldırganlığını durdurmaya ve ertelemeye çalışıyor. Ama sonuç olarak 1941’den itibaren Sovyetler’in direnişi bütün dünyanın kurtuluşunda önemli bir rol oynuyor.”