(TBMM) - İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a seslenerek, "Sayın Erdoğan, siz iltifatları çok seviyorsunuz. Beyaz Saray'da övüyorlar, senet imzalayıp dönüyorsunuz. Avrupalılar övüyor, Türkiye'yi hendeğe çeviriyorsunuz. Ortağınız övüyor, çiçek yolluyor, siz İmralı'dan iktidar devşirmeye teşne oluyorsunuz. Övülünce hep yanlış işler yapıyorsunuz. Ben bugün size doğru işler yaptırmak için bu kürsüye geldim. Bakınız, Gazi Meclisimiz, 106 yaşında. Size 106 gül gönderiyorum. Bu parlamentoyu eski gücüne kavuşturun ve parlamenter sisteme dönüşün önünü açın. Cumhuriyetimiz 103 yaşında. Size 103 gül gönderiyorum. Cumhuriyetin ilke ve değerlerine geri dönün. Kurumlarına ve hukukuna sahip çıkın. Devlet nizamına hasar veren işleri bırakın artık. Size 99 gül daha gönderiyorum. Bu mübarek ramazan ayında, Allah'ın isimlerinin hürmetine, Türk milletinin tarihiyle, kodlarıyla, tanımlarıyla oynamayın" ifadesini kullandı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:
" Türkiye, Suriye'den gelen göçün ekonomik ve sosyal yükünü hala taşımaktadır. Suriye 25 milyon civarında bir ülkeydi. İran ise 90 milyondan fazladır. İran kaynaklı bir sarsıntının tetikleyeceği göç baskısı, Türkiye açısından çok daha ağır sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Üstelik son yıllarda İran sınır hattında mayınlı arazilerin temizlenmesiyle, sınır güvenliğinin fiziki yapısında değişimler yaşandı. Fiili ama bilinçli açık kapı politikası buna dahildir. Yani göç dalgası bir ihtimal değil, müstakbel bir felakettir. Türkiye yeni bir düzensiz, plansız ve hazırlıksız göç dalgasını kaldıramaz. Zaten neye hazırlıklılar ki? Bugüne kadar neye hazırlanmışlar ki? Deprem olur, hazırlık yok. Eski ortakları FETÖ darbe yapmaya kalkar, hazırlıksızlar. Madende göçük olur, hazırlıksızlar, orman yanar, hazırlıksızlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü bunlar risk analizi yaparken, risklere değil, fırsatlara bakıyorlar. Baktıkları fırsat da, kendi iktidarlarının devam fırsatı. Bu iktidarın devamı için, ne kadar rant elde edebiliriz fırsatı. Bir kere, Allah için bir kere de Türk Milletinin menfaatini düşünün, bir kere de feda ettiğiniz şey, kendi çıkarınız olsun, şahsi faydanız olsun."
Şimdi gelelim ekonomi eksenine. İran'daki savaş, öncelikle güvenlik, jeopolitik ve insani bir meseledir. Ama etkileri ekonomi üzerinden de çok hızlı gelir. Üç temel başlıktan konuşmak mümkündür. Birincisi, finansal piyasalardır. Artan belirsizlik güvenli liman arayışını tetikler. Türk lirası üzerinde değer kaybı baskısı oluşabilir. Savaş uzadıkça enflasyonist beklentiler artar; beklenen faiz indirimi ertelenebilir. Daha önemlisi; risk arttıkça borçlanma maliyetimiz yükselir. Dış borcun çevrilmesi, yalnız hazinenin meselesi değildir; reel sektörün, bankacılık sisteminin, yatırımın, üretimin meselesidir. Vadesine bir yıl veya daha az kalmış dış borç yükünün büyüklüğü, yüz milyarlarca dolarla ölçülüyor. Risk priminde küçük görünen bir artışın bile maliyeti, milyar dolar seviyesinde hissedilir. Döviz kurundaki her sıçrama, evdeki tencereye, pazardaki etikete, sanayicinin maliyetine, işçinin ücretine yani hayatın kendisine yansır. Kriz anlarında 'ödeme–tahsilat' düğümü ortaya çıkar. Bu süreçte, bankacılık sistemindeki tıkanıklıklarını aşacak güvenli ve şeffaf ödeme mekanizmaları derhal kurulmalıdır. Rusya-Ukrayna savaşında bunu gördük. Hatalarda ve tedbirsizlikte ısrar etmenin anlamı yoktur.
İkinci etki enerjidir. Türkiye'nin enerji ithalatı 62 milyar doların üzerindedir. Dış ticaret açığının büyük kısmı enerji ithalatından kaynaklanmaktadır. Petrol fiyatlarındaki her yüzde 10'luk artış, cari açığı yıllık bazda yaklaşık 2,6 milyar dolar yukarı çekebilmektedir. İran, doğal gazda Türkiye'nin tedarik zincirinde önemli bir yer tutmaktadır. Bir kesinti senaryosu; sanayi ve elektrik piyasasında gerilim yaratır. Depolama kapasitesinin belli bir ölçüde tampon oluşturabileceği doğrudur. Ancak kesinti riskini hafife alınmamalı, üretim ve istihdam bile bile tehlikeye atılmamalıdır. Dünya petrol ticaretinin dörtte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kilitlenmesi, işte bu yüzden hayati bir risktir. Petrolün 90 dolar seviyelerinde kalıcılaşması halinde, yıllık cari açıkta çok ciddi bir artış görülebilir. Bu artış; akaryakıt fiyatlarını, dolayısıyla enflasyonu tetikler. Tam da bunun için bir öneride bulunduk, yani şikayetle yetinmedik. Nasıl yapılacağını söyledik, hesabını kitabını da yaptık: Dedik ki, 'Petrol fiyatı artışını, hemen akaryakıta yansıtmayın. ÖTV'den bir miktar fedakarlık edin ve pompadaki fiyatı tutun. Vatandaşa ilave yük binmesin, enflasyon beklentisi daha da bozulmasın'. Maliyetini de söyledik. Peki hükümet ne yaptı? Gözünü bile kırpmadan, mazota zam yapmaya kalktı. Daha savaş kapıyı çalmadan, bunlar milletin rızkından çalmaya niyetlendi. Zammı tepkiden çekinip son anda durdurdular ama biliyoruz ki bahane arıyorlar.
' Türkiye, zengin ülkelerin arasına girmiş' diyorlar. Kişi başına gelirimiz, 18 bin dolarmış. Kendileri için çerez parası da, ben bu ülkede, 18 bin doları hayatında görmemiş on milyonlarca vatandaş biliyorum. Aynı gün, grup başkanları çıkıp, emekli ikramiyesi açıklıyor. Geçen senenin aynısı olacakmış, 100 dolar bile değil… Maliye bakanları zengin ülkeler arasına girdik diye müjde veriyor, bu muhteremler emekli ikramiyesine zam yapmaya ekonomi müsait değil diyorlar. Böylesine bir yüzsüz, böylesine milletten kopuklar. İşte aramızdaki fark budur. Onların derdi kendileri, bizim derdimiz ise Türk milletidir. İran'da yaşananların ekonomimize etkisinin üçüncüsü, ticaret ve tedarik zinciridir… İran ile ticaret hacmimiz dengeli bir büyüklüktedir. Ama lojistik ve bölgesel ticaret açısından önemi rakamlardan yüksektir. Hürmüz Boğazı kilitlenirse sigorta primleri ve navlun maliyetleri artar. Çin'den Avrupa Birliği'ne uzanan konteyner taşımacılığı darbe alır. Bu, Türkiye'nin üretim zincirlerini dolaylı yoldan etkiler. Tam da bu nedenle, 'Gümrük Birliği'nin güncellenmesi' dosyası yeniden açılmalıdır. Yani Türkiye bu krizi, doğru bir akılla, sanayi ve ticaret konumunu güçlendirecek hamlelere çevrilmelidir. Ama bunun için günü kurtaran hamle değil, strateji gerekir. Yani Avrupa Birliği ile sadece göçmen pazarlığı yapmak zorunda değilsiniz. Türkiye'nin çıkarları için bir müzakerenin içinde olmanız mümkündür.