Bu aziz milletin içinden çıkan, toprağın kokusundan, milletin acısından ve sevinçlerinden beslenen Mehmet Akif'i, Yahya Kemal'i, Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u, hatta Ahmet Hamdi'yi görmezden gelen bazı ahmaklar;
“Sanatçı dediğin solcu olur” diyerek, aslında “Batı taklitçisi” güruhun karşısında duran yerli ve milli isimleri “yok” sayarlar.
Gerçek solun temel iddiası “ezilenin yanında olmak, sermayeye karşı durmak” iken, bunun tam tersini yapan…
Her fırsatta “hak, hukuk, emek” edebiyatı yaptıkları halde zengin burjuva hayatı yaşayan, milletin değerlerine düşman olan, Batı’ya yaranmaya çalışan ve tam bir “samimiyetsizlik abidesi” olarak karşımızda duran “çakma solcu sanatçıları” ise baş tacı ederler.
Yukarıdaki tarife uyan ve “Solcu sanatçı” geçinen bu tipler ise…
Belediyelerden, büyük sermaye gruplarından ve devletin desteklerinden beslenirler.