Trump’ı, Amerikan siyasal sisteminde artan kutuplaşmanın ve kurumsal gerilimlerin bir semptomu olarak görenlerin sayısı her geçen gün artıyor.
Ancak Turmap’ı hatalarıyla ya da tartışmalarıyla anlamaya çalışmak, her an birbiriyle çelişen veya çelişmeye hazır mesajlarıyla, demeçleriyle değerlendirmeye uğraşmak yüzeyde kalmak olur... Zatı muhterem belirli bir ideolojinin temsilcisi olmaktan çok, bir zihniyet biçiminin siyaset sahnesine taşınmış hali gibi.
Bu zihniyetin temelinde ise karmaşık olanı basitleştirme, basit olanı zorlaştırma, kolay olanı imkânsızlaştırma, kurumsal olanı kişiselleştirme, kişisel olanı kurumsallaştırma ve uzun vadeli olanı anlık kazançlara feda etme eğilimi yatıyor.
Trump siyasi pratiğinde ilk göze çarpan şey, tutarsızlığın bir zafiyet değil, adeta bir yöntem haline gelmiş olmasıdır.
Aynı konuda birbirini dışlayan açıklamalar yapabilmesi, çoğu zaman bir çelişki olarak değil, “esneklik” olarak sunulmaya çalışılsa da artık kimse itibar etmemeye başladı. Bu hali karar alma süreçlerinde ilkesel bir çerçevenin veya büyük bir hazırlığın bulunmadığını gösteriyor.
Bu akışın en görünür olduğu alanlardan biri ticaret politikası. Trump’ın gümrük vergileri üzerinden yürüttüğü ekonomik yaklaşım, ilk bakışta “yerli üretimi koruma” söylemiyle meşrulaştırıldı. Ancak uygulamada bu politika, küresel ticaret dengelerini zorlayan, müttefiklerle dahi ekonomik gerilimler yaratan bir çizgiye dönüştü. Çin ile girilen ticaret savaşları bunun en belirgin örneği. Ancak mesele Çin’le sınırlı kalmadı. Kanada ve Avrupa’daki müttefiklere yönelik ek vergiler, ekonomik rasyonaliteden çok politik mesaj kaygısı taşıyan hamleler olarak değerlendirildi. Sonuçta ortaya çıkan tablo, kısa vadeli kazanımlar ile uzun vadeli güvensizlik arasında sıkışmış bir ekonomik politika...